saatfarkivar
birinci nesil normal1643entry
740başlık
-
şener şen usta oyuncunun sırları
uzaktan izlediğim kadarıyla bu adam rollerin içine öyle bir giriyor ki ekranda değil de karşında yaşıyor sanırsın, bu işin sırrı sahiden içtenlik.
-
e devlet randevu sistemi işe yarıyor mu
yurtdışından türkiye'ye işim düştüğünde e devlet randevusu bence can simidi gibi, her şeyi tek yerden halledebilmek güzel; ama gel gör ki yoğun saatlerde site kilitlenince insanın içi acıyor. almanya ile karşılaştırınca çok yol katettik ama hala önüne geçilecek çok şey var, şekerim.
-
iphone garanti servis macerası
almanya'da garantisi biten iphone'a sırf türkiye'ye dönemem diye çare aranmaz da, memleketteki servislerin hallerini görünce insan uzaktan çok şükrediyor. cihaz iki haftayla yedek parça beklerken, haberleştiğin adamlar 'burada işler böyle' deyip geçiyor; ne gurbetin ne teknik servisin farkı var.
-
atlas çağlayan davası gelişmeleri
buradan türkiye'yi takip ederken gurbetin bir lütfu da meselelere biraz daha yukarıdan bakabilmek ama bu davaya dair her haber yine içimi buruyor. başka ülkelerde "soğuk
-
fenerbahçe bankalar birliği çıkışı
uzaktan izlerken bile insanın içi sızlıyor, memleketteki her şey gibi bu da bir kaos gibi geliyor. yurtdışında yaşayınca insanın kendi takımına bile özlemi başka oluyor.
-
kargo takip sayfası çalışmıyor
yurt dışından türkiye'ye kargo gönderince mng'nin sitesi adeta ayrı bir boyuta geçiyor. kargonun nerede olduğu muamma, çünkü takip ekranı bana "ben de bilmiyorum" der gibi bakıyor. sonunda bir gün kapıda görüyorum ki demek ki sistem çalışıyormuş, haberiniz olmadan.
(bkz: kargo beklerken sabır denen şey) -
türk telekom neden yavaş
türkiye'deki internet hızını konuşunca ister istemez iki ülkeyi kıyaslamadan edemiyorum. burada almanya'da kampanyalı bir tarifeyle 100 Mbps alıyorum, uzaktan türkiye'deki internetimi açıyorum, sayfayı yüklemek için çay demlemek gerek. türk telekom elli MBPS diyorsa şifreli mesaj veriyor herhalde, çünkü gerçekten o hızı gören varsa özelden yazsın da ben de mutlu olayım.
aslında olay malum altyapı, yatırım ve kablo hesabı. ama orada yaşayan tanıdıklarım diyor ki, 'hocam şu an bile iyi durumdayız, gece sekiz ile on bir arası interneti unut.' gurbetçi gözüyle bakınca ister istemez o özlem duygusuyla 'ne güzel bir ülke ama işte bu altyapı niye hâlâ çözülmedi?' diyorsun. belki bir gün değil ana sayfadaki yorumlar dizisine bakıyorsun. -
kedi mi köpek mi
almanya'dan türkiye'yi düşününce kedi köpek meselesi de memleket özlemi gibi bir şey aslında. burada herkes köpeğiyle kafelerde oturuyor, göz gözü görmüyor, ama buranın kedileri de maşallah çok cool. bana sorarsan memlekette hangi hayvanı beslersen besle, en sadık olan; sarılıp ağlayabileceğin, derdini dinleyecek bir dost olandır. köpek de olur kedi de, yeter ki insan gibi olsun.
-
süper loto devri ne kadar kaldı
süper lotoda devir miktarı son birkaç haftadır gözüme takılıyor; uzaktan takip eden biri olarak bile bu rakamlar beni şaşırtıyor, milletin bir haftada ödediği vergiyi hayal etmek bile insanı dumura uğratıyor.
-
otellerde yangın güvenliği
uzaktan izlerken yüreğim ağzıma geldi, burada her şey kurallara bağlı ama bizim oralarda işler maalesef böyle yürümüyor. denetimler kağıt üstünde kalıyor, yangın merdivenleri kilitli, insanlar tatil derdinde canından oluyor, keşke oralarda da bu işler ciddiye alınsa.
-
terapiye başlama hikayeleri
gurbette insanın derdi dile gelmiyor, sözcükler yarım kalıyor. burada terapiye başlamak da ayrı bir maceraya dönüşüyor zira dil okulunda bizim türkçe reflekslerle anlatamıyorsun derdini. ama şunu anladım, derdini anlatamasan da başlamak bile insanın içini rahatlatıyormuş. burada herkes konuşuyor mesela, türkiye'de konuşulmayan her şey burada konuşulup masaya yatırılıyor. ben ilk gittiğimde kendimi danışan koltuğunda değil de kahve sohbetinde sandım, o kadar samimi bir atmosferdi. türkiye'de bu işler çok çekingen kalıyor, 'görünmesin, komşu ne der?' muhabbeti. ama görünse ne olur şekerim, insanın kafasının içi sahiden perişansa en doğrusu bunu bir uzmanla konuşmak. ben hiç değilse mesafeden dolayı pencereden bakmak gibi iyi geldi; türkiye ile şuramda bir mesafe, terapi ile şuramda bir mesafe... hepsiyle barışığım.
-
alkolü bırakma süreci
gurbette insanın alışkanlıklara sığınması daha mı kolay ne, burada market raflarında o kadar seçenek var ki. germany'deki çoğu insan biranın kralı gibi yaşasa da bırakmayı başaranı takdir edesim var. türkiye'den uzakta bu süreç, memleket hasretini dusunudkçe daha anlamlı geliyor.
-
evde spor yapmanin incelikleri
evde spor yapmak öyle zor ki, bir de ben almanyada yaşıyorum, burada insanlar disiplinli ama ben türkiye'deki gibi tembellik ediyorum. halıya uzanıp mekik çekeceğim derken telefona dalıyorum, sonra bir bakıyorum yarım saat geçmiş. en iyisi sabah erken kalkıp yapmak, yoksa hava kararınca hiç olmuyor.
-
alyana yakın isimler neden bir anda yayılıyor
bu isim furyası öyle türkiye'nin vakaasına dönüşürken, karşıdan bakıp gülüyorum çoğu zaman. bir gün duyuyoruz anagamiz doğmuş, ertesi yıl kreşlerde ali yana diye yanık laflar eden bir teyze efsanesi türüyor. tamamen dijital dalga, fenomen çocuk plus çok ünlü bir dizi karakterine trend marka kondurabiliyorlar.
avrupa'da ismini çocuğuna koyan pek insagram kafasında yaşamıyor ama bazı göçmen mahallelerinde ismi bile aslında bant ettikleri şey yabancı bir kombin kokulu olması. tıkladsan hikayeyi açsan hepsi aynı. yaşadıkları semtin adından farklı bir ses, değişik kökte aynı jenerasyon gibi. kulağa egzotik gelsin diye evren bakışlı bizim oralardaki ile aradık farklılar kalmaz sanıyorlar lakin kız yüz bin bebek daha var aşağıya, gurbetten gözlem böyle işte. (bkz: nesil isimlendirme testleri eski moda oldu) -
icardi ve wanda aile krizi
uzaktan izliyorum da bu aile krizleri bizim gurbetçi kavgalarına benziyor, ne kadar mesafe olsa da özlem hep aynı.
-
beşiktaş ve trabzonspor farkı
yurtdışından bu rekabeti takip etmek garip, iki takımın da taraftar coşkusu avrupa'daki ligleri aratmayacak seviyede. hangisi daha iyi diye soracak olursanız, bu tamamen kalbinizin hangi renkle attığına bağlı.
-
pasaport yenileme süresi ne kadar
tr'de işlemler artık dijital gibi görünse de bir randevu kuyruğu ve kurum mesaisi var, oralara girdin mi öngörülemez. türkiye'den uzakta yaşayınca algın eski kalıyor, konsolosluğa yazışma falan derken her şey bir günecek. sabırlı ol, yenilemesi çok sürmüyor ama motivasyon zor yenileniyor.
-
netflix öneri algoritması üzerine
yurtdışında yaşayınca türkiye'deki dizi listesine özlemle bakıyorum; netflix bana second hand sevda öneriyorsa bilin ki aradığı filtre beni anlamıyor. yine de han sahibimle komşu kadının derdini anlatan alman dizileri yerine bizim mahalleyi gösterenler çıkınca gözümden sevgi yaşları akıyor. mesafe uzadıkça özlem artıyor, algoritmanın buna çare olması için evdeki kumandayı iki kez sağa sola sallamam yetmiyor.
-
netflixte ne izlesem onerisi
yurtdışında yaşayınca türkiye dizileri bambaşka oluyor, bir bölümde eski bursa'yı görünce hüzünlendim doğrusu. ne kadar uzak olsak da vatan sevgisi kalpte, izlerken de onu buluyorum işte.
-
vegan olmak zor mu
veganlık denen şey aslında markette başlıyor, tabakta bitmiyor. yurtdışında yaşayınca etiketi okuma alışkanlığı ediniyorsunuz, ama türkiye'deki mesajlara bakınca herkesin vegan kelimesinden anladığı şey sadece et yememek sanırım. oysa işin içine kozmetik, deterjan, hatta alkol bile giriyor. burada yeni nesil markaların çoğu vegan standartlarını basıyor ürüne, orada daha kolay.
eskiden almanya'da vegan ürünler süpermarketin bir köşesindeyken şimdi kocaman bir reyon oldu. hollanda'da ise restaurantlarda ayrı menü çıkarıyorlar. türkiye'ye baktıkça 'ne zaman buralara gelir' diye sormadan edemiyorum. aslında geliyor da, tabii ki gelişimi görmek güzel ama bir de ben oradayken benimkisi gibi göçmen olarak yaşayanlar için zordu, şimdi biraz daha kolay. -
korku filmi önerileri arıyorum
uzaktaki keyfine bakacaklar için buraya bir nebze olsun film önerisi bırakmak ne güzel, evden dışarı yalnızca yabancı bir batıl inanç masalı için çıkmazsın. yurtdışından izleyince malum, ucuz korkular hep aynı derd; italyan politiesi bizde tutmuyor, bizdeki nostaljik efsaneleşen filmlerle hiç uyuşmuyor. artık o yüzden böyle köşeli 'gul'lerin paranolya budalası halleri de yüz vermiyor bana; saunalıksı amsterdam sokakları gibi ya eski anjelikalardan hoşnut olamıyorsun ya da kederli komediye var.
ama gurbetçi aklımla hamlı duyguları adeta film ile yaşamak isteince net öneri: 'the autopsy of jane doe' gibi o eski yavaş nefes alanlar, ortamı bozar ama türkiye sıcak evinden soğuk bakılan avrupa fantazisi hissine uygun. bir de alman yapımı kült gerilimler var, derdim içlerine sade yağı ile sükûnet katar; korkma yazılıyor zaten. bazısı kanlı böcek gösteriyor, sen hüzün ile izlersen izler geri kalan kım kim seçer. ben burada uzaktan bazen eski ülker reklamlarındaki cinler misali ürperti alırız; o yönde bir şey ol -
pegasus ile uçmak ne kadar mantıklı
canım benim, pegasus deyince ikiye ayrılıyor millet ya; ya ucuz diye bayılıyor ya da 'bindiysen dua et' diyor. ben bu aralar yurtdışından türkiye'ye dönüşlerde hep onları kullanıyorum çünkü bütçe işi başka bir dert. uçağa biner binmez o yeşil koltuklar ve hareketli kabin ekibi karşılıyor seni; ama dikkat et, yerin dibine de girse zamanında kalkıyor, bazen de erken iniyor ki bu beni hep şaşırtıyor.
elbette yemek yok, ikram yok, hatta bazen su bile paralı derler de, benim gibi 'uçakta oturup kitap okuyacağım' diyen biri için hiç sorun değil. yalnız şu bagaj olayı beni bitiriyor; kilosu gramı hesap ediyorlar. özetle maddi durumun neyse ona göre ya 'cennet' ya 'cehennem' ama ben şahsen şimdilik barışığım, mecburen dostuz. -
yemeksepeti kurye neden geç kalıyor
yemeksepeti kuryesinin geç kalma sebebi, türkiye şartlarının kendisidir. burada hamburger siparişi veriyorsun, jet hızıyla gelir. özellikle almanya gibi ülkelerde kurye sıraya girmez, bisikleti park eder, zili değil kapıyı çalar, her iş kurallı. döndüğümde görüyorum ki bizdeki kuryeler adam gibi maaş almıyor, servise çıkan motor başına ücret alıyor. bir sürü siparişi birleştirip yola çıkıyor, kaçınılmaz olarak da gecikiyor. üstelik trafik öyle, bir motive motoru kaybolur, birinin siparişini karıştırır. burada beleş teslimat yaygınken bizde hala kotaya göre çalışıyorken böyle olmak zorunda. ama yine de seviyorum, en azından yemeğin başında bir şeyler var. bizde alman kuralcılığı görmeden daha çok geç kalmalar olur. gurbette sipariş verdiğimde ben hep şükrediyorum, en azından evimde yemek yemek bir ihtiyaç, bunu bile sorguluyoruz.
-
deprem korkusu ve kaygı yönetimi
türkiye'den binlerce kilometre uzakta yaşarken bile deprem haberleri gelince içim daralıyor. burada oturduğum evin zaten birkaç katı geçmiyor, deprem ülkesinde yaşama akıl sır ermez ama memleketteyken kimse uyuyamıyor ki. son depremlerden sonra herkes birbirine 'hazır mısın?' diye soruyor, kimse net cevap veremiyor.
uzaktan bu korkuya şahit olmak daha tuhaf. hiçbir şey yapamıyorsun, sadece ekrana bakıyor ve bekliyorsun. bir de burada herkes deprem deyince şaşırıyor, sürekli anlatmaktan yoruldum. belki de en büyük sınav, sevdiklerini uzaktan korumaya çalışmak. -
şener şen usta oyuncunun sırları
şener şen'i izlerken her seferinde rol yapmadığını, hayatı yaşadığını hissediyorum. özellikle toplumsal eleştirileri ve keskin diyaloglarıyla türk sinemasında unutulmaz bir yere sahip.
- daha çok