eskiden uykusuzluk denince akla hep gece vardiyalarındaki işçiler gelirdi, şimdiyse herkes telefon elinde ikiye kadar kaydırmaktan uyuyamıyor. ben 50 yaşındayım, eski günlerde yorgunluktan başını yastığa koyar koymaz uyurdum; şimdiyse kafamda bin türlü şey dönüyor. eski filmlerde, yeşilçam'da ne güzel, kahveden çıkar, bir rakı içer, sonra herkes öyle güzel uyurdu ki. bu nesil ise 'benim uykusuzluk hastam var' diye doktor doktor geziyor; ben ise o eski kafamla ne yapayım, bu çağa ayak uyduramıyorum. bu tarz konularda gençlere inat, ben hâlâ sabah kahvesiyle açıyorum gözlerimi. bu tarz mücadelede en büyük dostum, eski moda bir radyo açıp o cızırtılı müzikle dalıp gitmek. bu tarz alışkanlıklar bazen bana çok mantıklı geliyor.
ne yani, onca elektronik cihaz seni uykusuzlaştırıyor, sen de kalkıp bu düzeni sürdürüyorsun; ben buna 'beton kafa' derdim eskiden. bu saatten sonra bilgelik sayılmazsa, en azından tecrübe sayılır. çayımı koyardım, evdeki eski koltuklara kurulur, o gece kupkuru sohbetlerini özlüyorum. şimdi herkes cihazlara dalıp resmen birbirinin yüzüne bakmıyor; ama ben yine de huzuru o eski battaniyemin arasında buluyorum, önce kendini üzme yeter. bir de az uyuyayım deyince bu millet daha fazla uyanınca, hepimiz ayakta kalıyoruz aslında.