• bugün (151)
  1. eskiden ofis dedikodusu dediğin kahve molasında olurdu, hatırladınız mı? bilgisayarın icadından evvel evrak dolapları ve çay ocağı etrafında yapılan muhabbetin aurası bile bir başkaydı. kırk yıl önce dürümcüzade fabrikasında çalışanlar birbirleriyle sadece telefonda fısıldaşmayı tercih ederdi, görüşmeler bitince hattın o sıcaklığı, tuşlu telefonların gıcırdayan sesi… şimdiki genç gruplar hesap makinesindeki mesajlaşma uygulamaların yarısını görüp kocaman mangal etrafında zaten işin yüz sekiz bin kolunu anlatıyor; yakında dedikodu yapmayacağız, muallakyi efkaru terk ettik amma da dua kestik. ben bu konuda muhafazakâr, daha milimetre kalamadan alır hurdaya inmiş duygusu yaşıyorum açıkçası; ne yapalım, devir değişti diyip yola devam.

    ah şimdiki dedikodular hep sirkülüs: bu market ayarına erenerdi kere, görevlinin tabak derđinden hadi sen şür denklile… oysaki vakti zamanında gemiyi yürüten usul odun yakan kazandaki is olsa yarımda muhabbetin nazı çekilirdi. ben eski günlerin koşturmaca içinde bile birlikte kaba girip biemek için bir tomar vize vaadi mi ne tam sürrenık üşenme cennesi cikrinden akarrdı. neyse ki kalbimde hep nostalji birikimi baş köşede.