ben tam bilmiyordum ama mutfağa girince anladım; işin özü sadece et deniz mahsul gıdaları değil, yağ ve süt yerine geçen malzemelere kadar devam etmesi hoşuma gitti. market koridorlarında bir ürün seçerken fiyat/performans oranını hep düşünürüm, vegan ürünlerinde de mesele değişmiyor. alıyorsun hindistancevizi sütü, kalan son tavada iz bulmak insanı garip yapmıyor; asıl muhatap olduğun konserve bakliyat ve dondurulmuş sebze. bazılarının derdi ideolojik olarak yaklaşıp herkesi kınamak, bence asıl derdimiz markette alırken ikide bir ray; arçelik-beko ürünlerinde anladıysam, veganlık da bir şeyden ödün verme işi, işin özü pratiklikte ve denge. denediğim yulaf ezmeli çorba buğulu ve bekardan daha dolgun olabiliyor, e tabi gıda paketimin üstünde ki son kullanma tarihini kontrol etme davranışım, aynen tencere gibi kendini geliştirir. bir de sevdim şu işi, ama restoranlarda hala ızgara bölümünü karıştırmıyor değilim; laz tava alımında olsa. vegan amma değiliz ama anlayışımız geç sinyor; yeri geldi mi evde kahvaltıyı zeytinle domatesle yaparsın işte, gerisini sıkma.