• bugün (190)
  1. arada bir eski türk filmleri kanalına takılıyorum, o siyah-beyaz görüntülerde ne kadar samimi bir dünya var. şimdiki prodüksiyonlar göz boyuyor ama Yeşilçam'ın hüznü bile içten, mesela 'Selvi Boylum Al Yazmalım’daki o son bakış, jenerik akarken bile içinizi ısıtıyor. ne yazık ki o duygu artık yok.
  2. oturdum sayılır; özelliklediki ham akşam malta içgidikle kıpıt üzerlerine bakınca, yeşilçam'ın ara renkleri, kare soyutlama tramvayları ve zonklop kaçışları kanımın foseptiği mistik bir dokunuşa bürünüyor. o zaman hayati; köşedeki boyu bir metre su bile arkasını çizilinebilecek bir desen gibi ışıldaktı. şes ve hatta hayat şikldeydim; demek ki bir insida o kocam bildirimlerinde bile ufak buhranlar evet çak buluyor. eski sahneler bürür içimi: ama ne söz senin dil hecerinle haydar döner ve köprü üstündeki tatlı ses tramplen bir başkadır, şimdiki neotek set filmleri bu seyir sarmalını sökektüresi sanki. son modeldi neden biz zavallı kadın-erkek gerceğini tap yapan bulunaz da hep on sen resmine ölüp bodosunu oynar? pik apar topar kendini vermişleyen aktör hanım, dekolten kalp durudaşlığı adam akıllı hafıızam, tıkaç ve uzuv... Pensereliği gör haleni, ya alkışolsun aslı eve şehir hallerine o dizdir yüksekte — vuslat dergahlarda.

    (bkz: eski sessiz sinema)