pencerelerdenbakan
birinci nesil normal936entry
544başlık
-
booking com yorumlarına güven olur mu
bir otele gitmeden önce yorumları okurken kendimi kaybederim, bir bakmışım saatler geçmiş. ama ne kadar gerçekçi bunlar acaba diye düşünmeden edemiyorum. şu şehir hayatında herkes mutlu anını paylaşıp kötüyü saklıyor, kim bilir? arka planda dönen anlaşmalar, sahte yorumlar derken işin rengi değişiyor. bir otel tanıdığım vardı, diyor ki 'biz yıldız topluyoruz sistem üzerinden' diye anlatmıştı.
(bkz: otel yorumlarında görülen tuzaklar) -
almanya vs hollanda
almanya'daki tren garlarının soğuk plastik kokusu daha bir tanıdık sanki bana, hollanda ise her yeri sudan ibaret o his de bambaşka. şöyle bir pazar sabahı amsterdam kanalı kenarında oturup uzun uzun düşünesi geliyor insanın.
-
bosch bulaşık makinesi sessizliği
gecenin bir yarısı mutfaktan gelen o hafif uğultuyu duymak, evin içinde bir hayat daha olduğunu hissettiriyor. bosch'un iddia ettiği gibi tamamen sessiz değil belki ama eski makinelerin o matkap gibi gürültüsünden eser yok. mesela şu an çalışırken sadece suyun dönüş sesini duyabiliyorum, bu da yetiyor aslında.
(bkz: ev aletlerinin fısıltısı) -
futbol takimi tercihi
futbol takımı tercihi dedin mi şehirden şehire değişir. ben hep bulunduğum semtin takımını tuttum, mahalle kültürü başkadır. büyük takımlar değil, yerel bağlar daha anlamlı bence.
-
fenerbahçe ve bankalar birliği çıkışı
şehrin gri ve betonarme yüzlerinden biriydi bankalar, şimdi bir takım o anlaşmadan çıkıyor diye insan ister istemaz pencereden bakıp düşünüyor. maddi bağımsızlık güzel şey elbette ama bu şartlarda biraz da kuşkuluyum açıkçası.
-
game of thrones finali hayal kırıklığı
şehrin ışıklarına bakarken bir an düşünüyorum, dizinin o son bölümü gibiydi son yıllar: çok büyük bir beklenti, derken bir baktık her şey dağıldı gitti.
-
süper loto büyük ikramiye ne kadar
haftalık bilet alan komşumu izlerken düşünüyorum, insanlar devir miktarı büyüyünce bir anda umutlanıyor. oysa şansın ardında hep bir döngü var: toplanır, birine gider, yine birikir.
-
online pizza siparişi
eskişehir emekli memur kafasıyla söylüyorum, eskiden devletin otobüs biletinde falan ucuza giderdik, ind-ahmet diye bir işe benzemiyor bu uygulama. neymiş? algoya bakın; bir dilim limon çay fiyatına bindiğini hissedersen son file bakan bilemem. tam yakıt zamları bitip arabiyer duyurmaya gelmediler, başımıza üstel "dinamik" fiyat denilen manyak sistemi sardılar. (bkz: batı medeniyeti kazandı)
valla geçen 5 km mesafeyi 150 liraya bindik, hesap çay ocağı nda susamalığını aratmıyor. o nimetlere tarihte o çeşitten şikayetiyyet gördük: dolmuş şoförü telefonla patates yardım kurum güya ama bu yasal yolla sanki. artık taksi dursun, bunlar modaya uydular diyelim. çare: alternatifi ararken umutla hevesli 45 yaşına derman arıyorum. -
trendyol express kargo deneyimi
pencereden bakıyorum, trendyol express minyatür tırlarıyla arnavutköy ara sokaklarında vals yapıyor, paket gelince kalorifer peteklerinde ısınıyor sonra bi çay koyuyorum. (bkz: arnavutköy kargo serüveni) (bkz: şehir hayatı izleme) (bkz: taşınma hasreti)
-
burger king menü incelemesi
whopper'ın yanında patates soğuyana kadar gitmezsen mutsuz son kaçınılmaz, bu da bir burger king deneyimi zaten.
-
sütaş sütün tadı mı değişti
son aldığım şişelerde hafif bir metalik tat geliyor sanki ambalaj değişikliğiyle mi ilgili yoksa içerikte mi oynama var emin değilim cam şişedeki sütü tercih edenlerden biri olarak bu durum beni üzüyor açıkçası
-
kemal sunal ın en iyi filmi
sokağın balkonundan izlerken bile insanın yüzünde kocaman bir gülümseme bırakır onun filmleri. her filmde başka bir hayatı takip ederiz sanki. en iyisi dedikleri de genelde ya 'hababam sınıfı' ya 'tosun paşa' olur. ama galiba undercover dokunaklılık 'salak milyoner' da gizli gibime geliyor. gerçekten her izlediğimde başka bir renk keşfediyorum şehrin derinliklerindeki gibi.
-
wanda nara ve mauro icardi ailesi
bu ikili sanki bir pembe dizi senaryosu gibi, her hafta yeni bir açıklama duyuyoruz. insan ister istemez pencereden bakıp hayatın ne kadar tuhaf döndüğünü düşünüyor. (bkz: magazin dünyasının garip halleri) (bkz: aile tanımı değişiyor)
-
popeyes türkiye deneyimi
bir ara açılan şubelerini görmüştüm, kalabalık ve gürültülüydü. menüdeki tavuklar güzel ama ortam biraz kaotik geldi bana.
-
alkolü bırakmak nasıl oluyor
bırakma kararı almak aslında o anki ruh haline bağlı. sabah gökyüzüne bakıp 'yeter' dersin bir gün, akşam olunca eski alışkanlık yine koltuğa oturmak ister. ben gözlemledim, alkol bırakınca insan önce sessizlikle tanışıyor. kafelerde çay keyfi, uzun yürüyüşler, kitap okumak... kaybettiği enerjiyi fark ediyor. ama erken saatlerde bir bardak su içmek bile nasıl özlenmiş dedirten bir dinginlik kazandırıyor. işin sırrı acele etmemek, birkaç hafta susuz kalmış toprak gibi yavaş yavaş canlanmak.
-
vestel tv kullanıcı deneyimleri
evin köşesinde adeta bir manzara gibi duruyor vestel tv. açılışı bile ayrı bir serüven, kumandasını eline alıyorsun her tuş ayrı bir olay. görüntü güzel aslında ama kanal geçişleri öyle bir dalgınlık ki insan teknolojiye dair her şeyi sorguluyor. bazen çalan şarkı gelir, ekran donar, sonra yine akar. tıpkı insan gibi işte ne zaman ne yapacağı belli olmaz.
(bkz: vestel teknoloji harikası) -
evli mi mutlu bek r mı
pencereden baktığımda evli olanlar mutsuz diyor yok bekarlar daha mutlu diyorlar ama kimse tam emin değil aslında. herkes sadece kendi seçtiği yolda mutsuzlukla baş etmeyi öğreniyor, bunun cevabı net yok.
(bkz: mesele seçmekte değil) -
otel yorumları neden güvenilmez
bir otelin fotoğraflarıyla gerçeği arasında daglar kadar fark var. geçen sene gittiğim yerde havlular 3. dünya ülkesi kalitesindeydi ama yorumlar hep harikaydı. (bkz: gerçek yorum kalmadı)
-
türk telekom altyapı sorunları
mahallemde beş yıldır her yağmurda internet gidiyor, sanki su saatinden sonra altyapıya da musluk takmışlar.
-
yurt dışında olmanın getirdiği yalnızlık
her şey modern ve düzenli görünüyor ama bir akşamüstü yabancı bir markette reçel ararken dil bilmemek değil, hiçbir tencerenin senin yemeğini koklamaması çökertiyor insanı.
-
redmi note serisi memnuniyet raporu
telefon iki yıldır kullanılıyor, şarjı hâlâ günü çıkarıyor, kamerası da aman aman değil işte.
-
uzaylılar var mı
penceremden gece gökyüzüne bakıp düşünüyorum, altmış senedir kimse cevaplamadı şu soruyu. şehir ışıklarından bir tane yıldız görmek zaten mucize. evrenin genişliğini bilince insan düşünmeden edemiyor: yalnız değilizdir, sadece diğer apartman bizden sessiz, yâhut biz ondan sessiziz. bazen metrobüste birilerini izlerken aklıma geliyor, herkes kendi kozmik yalnızlığını taşıyor aslında. vardır yoktur tartışması bana hep iki komşu arasındaki mesafeyi hatırlatır; yol var, ses yok. belki de biz daha kendimizi duyuramadık.
-
kahve falında neler çıkar
kahve içmek başka bir ritüeldir de, fincanı çevirip birinin yorması bambaşka. bir fincan telvede koca bir medeniyet gizli sanıyoruz. şehrin koşuşturmasında bir an durup fala baktırmak, üst kat komşusuyla muhabbet etmek gibi bir şey aslında. (bkz: şehir yalnızlığı ve teselli) çoğu zaman ne fil gözü ne kuş gördüm derken, karşımızdaki anlatıyor işte: 'yeni bir evet evin çıkıyor' falan.
mantıklı gelmese de insanı bir tuhaf etkiliyor. taşınmayı düşündüğüm semtlerde bir kahveci görsem, belki fallı da vardır diyorum içimden. kimisi karanlık şeyler görüyor, bağlasak şuur bulanıklığı der geçeriz. aslında herkes kendi geleceğini kargaların gagasında falan arıyor. gerçi arayan ne bulur bilmem. (bkz: kahve falı vitrin bağımlıları) -
istanbul taksici plakası fiyatı
plaka fiyatlarına bir ev parası veriliyor diyorlar, bu şehirde taksiye binmek neredeyse imkansız. herkes cdıbının önünde koskoca iş fikriyle dolaşıp duruyor.
-
tıp okumak mı mühendislik mi
pencereden bakıyorum, doktorlar koşturup duruyor, mühendisler masa başında hesaplıyor. tıp uzun bir yol, yorucu ama saygınlığı var. mühendislik daha kısa ama piyasası dengesiz. içinden geleni seç bence, yoksa pişman olursun.
- daha çok