anksiyete deyince geçmiyor, gerçekten yaşayan bilir. insanın evinde otururken bile kalbi göğsünde atıyor, nefesi daralıyor. benim için en kötü tarafı, aklın durmadan en kötü senaryoları kurması. ya şöyle olursa, ya böyle biterse diye düşünürken sabah bir bakıyorsun akşam olmuş. dışarıya çıkamanın, kalabalığa girmenin bile ızdırap halini aldığı günler var.
ama şöyle bir şey de var, bu hissi bile kabullenmek dinmeyen bir gürültüyü susturmak gibi. gözlem yaptıkça fark ettim ki, anksiyetem çoğu zaman şehir hayatının kaosundan ve belirsizlikten besleniyor. telefonunu şarja sokmadan uyuyamayan herkes beni anlar. çözümü tam olarak buldum demiyorum ama bu durumu anlatan insanlar artık çoğalınca, yalnız olmadığını bilmek başlı başına bir ferahlık. (bkz:
sinirlerin bozukken takılmalık müzikler)