buraya yurtdışından yazıyorum ve çoğu zaman türkiye'yi uzaktan izlemek; bazen hiç çocuk istemeyişi anlaşılır kılarken, bazen de istenmeyen ve çok zor bir duygu seli yaratıyor. burda oranlar aslında kıyas dinlemez: bir tarafta doğum izni bin dereden, ülkeyi yönetenler ilkokula tablet dağıtarak oyunu alıyor; öbür tarafta dev gibi üniversite konut problemi, büyüyen hayat şartları ve anne babayı kara kara düşündüren ordudaki ekmek parası. yine de çift tuhaftır ben sabah kahveme süt tozu katmayı biliyorum ama eksik olmayan bir tarafla: kreş çağında en sağlıklı ortamı yakalamak için bin bölüm sunum hazırlıyorsun, kendi kültürünü (çoğu gencimizin sahip olduğu o bizim akşam yemeklerini) muhafaza etmek kolay olmuyor. bizimkiler diyor ki iki tane yap, hee diyorum ama şu çifte standart her fedakarlığı sorgulatıyor; mesela yapılan iş ve memlekete duyduğun özlğün her hafta bir ricayla başlıyor ucunda baba evinin karasız bakışlı ama bir umutla yatmaya diye, bu ne ara 2030 oldu bizim haberimiz var. çocuk sahibi olmak öyle ilanihaye gülen paketler paketi değil; herkes başkasının çocuğu için ahkam keser ama perdenin öbür erişimi, sabah kaşı düt dür bekleyen market arabasında seni geceden önce kazanan tek davan olur. ne dersen de, kalbin der ya işte oralara taşınmadan köklenmeden biraz daha bu bileşik ülkenin ordusunda yalnız oyuncak gibi hissettirmesi çok fena akıl bulandırıyor.