pencere dibinde oturmuş çayımı yudumluyorum; karşı apartmanın balkonunda gs bayrağı, az ilerisinde lambası yanmadan asılmış bir fb atkısı. üç yıldır bu semtte yaşıyorum, insanlar iyi niyetle soruyor 'tutuyor musun?' diye. ben derim ki tutmanın ne gerek var hadi öyle diyelim. iki tarafın maçı olur, ezeli rekabet, mubarek öğlenleri abur cubur. ama aslında kim kazanmış, kaybetmiş, bana ceplerimi kazartan manav ayşe teyze, bakkal nebati amca değişmiyor. akşam yürüyüşünde kaldırıma bir ofsayt tartışması düşer, sayfalar birikiyor; sonra birkaç saat önce tanışan iki insan maçın güzelliğinden sözeder, birlikte sigarasını söndürmeden geceyi paylaşır. ben asıl o manzaranın penceresinden bakıyorum, takımın onlarda bizim apayrı bir kırmızı olduğuna takılmıyorum. ha biri tahterevalliyi çekecek her zaman; sonra ertesi gün tramvay inildiğinde yine lokanta çorbayı aynı kasede uzatılıyor. şu üst sokakta oynarken bilirdik, direk iki takımında aynı, kalecisi aynı çocukdu. kavga duvarı yok ortada kardeşim; yirmi yaşında, otuz, kırk yaşındayız da herkes bayrağı yakasına desene. akşama nasıl olsa tezahurat biter, ses limana düşer.