• bugün (190)
  1. sabah 7.30 metrobüsü insanı başka bir boyuta ışınlıyor. bir kere binen bir daha aynı kişi olarak inemiyor, ona garanti verebilirim. kapılar açıldığı anda yaşanan o itiş kakış, aslında hepimizin içinde saklı olan vahşi içgüdülerin gün yüzüne çıkması gibi bir şey. insanlar birbirine o kadar yakın ki, koltuk altı deodorantının hangi marka olduğunu öğreniyorsunuz farkında olmadan. tarifeli uçuş gibi lanet olsun, herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin selam vermediği tuhaf bir ortam. elinde çantasıyla uyuyakalan öğrenci, işe geç kalmış ofis çalışanının siniri, yaşlı teyzenin "evladım inerken dikkat et" ikazı... hepsi ayrı bir kaos. şimdi eve dönüş yolundaki o boş metrobüsü düşünüyorum da, vallahi insanın içi açılıyor. ama sabahkine bedenimi teslim etmekten başka çarem yok, işe gitmek de zorundayım ne de olsa.

    bu sabahki manzaram şuydu: bir genç kız, kucağında kocaman bir kargo paketiyle metrobüse bindi. paket o kadar büyüktü ki kapılar kapanmakta zorlandı. meğer online bir alışverişten geliyormuş, ürünü iade edecekmiş. halbuki metrobüste iade işlemi yapılmıyor şekerim, önce eve gidip sonra kargo ile göndermen lazım. nereden bilsin zavallı, herkes bu işlerde acemi sonuçta.

    (bkz: metrobüste hayat mücadelesi)