askerlik denilince aklıma ilk gelen o kışlanın kapısında duran nöbetçi asker ve uzayıp giden koridorlar oluyor. uzun bir hece gibiydi o günler, her sabah saygı duruşu, her akşam nöbet sırası. şehirden ilk kez ayrılmak da cabası, o toprak yollar, havluları tek sıra asılmış odalar, birbirine karışan türkü ve kahkaha sesleri. şimdi düşününce tuhaf geliyor, bir insan en özgür olduğu yaşta en çok karanlığa ve yorgunluğa gömülüyor aslında.
arasıra eski fotoğraflara bakıyorum, şişe kapağından yüzük yapan irili ufaklı elleri hatırlıyorum. gece sohbetlerinde memleket özlemiyle uyuyan o çocuklar, şimdi kırkına merdiven dayadı belki de. nişanlısını hasretle bekleyenimiz mi dersin, ekmek arası irmik helvasını paylaşamayanımız mı? askerlik insanda iz bırakıyor, kimini güldürüyor kimini düşündürüyor ama hep o penceredeki elveda tabelasıyla hatırlıyorum.
e-devletten yapılan yoklama işlemleri bizim zamanımıza göre inanılmaz kolay, ama ben yine de o kışlada sıra bekleyişimizi ve sabahın köründe yapilan o sayımları nostaljiyle hatırlıyorum; şimdiki gençlik şanslı ama şu delikanlılara bir nasihat olsun, askerliğin bittiğine inanma daha terhis dosyanın peşinden koşarsın da kapıdan çıktığına şükredersin. her âdet gibi bunun da bir yolu var, hesapla kitabı bırak da tecrübe konuşsun.