• bugün (174)
  1. gurbetten türkiye'deki rap tartışmasını takip ederken, insan kendi geçmişini farklı görüyor; özellikle minimal olay hikâyeleri buralarda başka acıtıyor. kral olduğu iddia edilenler var, şehir çocuğu mahalle havasını taşıyanlar var ama herkes kendi yarasını, kendi göçü kimliğini anlatınca yetenek ölçeeden bağımsız izlenen bir mazi hissettiriyor. ister girsinler listeye isterse girmesinler, asıl mühim olan gurbet hasretini az da olsa dindirdikleri o satırlar.

    her memleket hasreti dinleyende değişik bir imge oluşturur; belki gurbetteki arkadaslar için rap bir müzikten fazlasıdır, memleketten haber gibidir. mevzu 'en iyi' olması geçiyormuş ama açıkçası komşun ülkede farklı tat farklenmiş insana komşu kasap farketmez beya.
  2. sokakta yürürken kulaklıktan ses gelince insan olduğu yerde durup dinliyor bazen. uzun zamandır bu millet dinliyor da; bazı isimler hep bir kenarda: sago, ceza ya da ne bileyim, şehinşah. önemli olan akışın ritme uyması değil be ablam, adamın derdini dört dörtlük şarkıya dökmesi geliyor en iyisi işte.

    ben bu müziği yalnız nakaratlı diye dinlemem, anlattıkları şeye bakarım. en iyi dediğin, hikayeni sokağın diliyle anlatandır. iyi ritim işi geçince, sözlerin içinde eski bir semt plakası gibi kalanlar kazanır çoğu kez... ama aranjman mevzusu, o hep kişiye göre. neyse, evimin perdesinden dinliyorum bu müzikal uğultuyu; kime sorsan haklı, kime sorsam bir mısrası var içinde. dinledikçe camdan süzen ışık gibi, müzik de geçiyor sokağın tam ortasından.