• bugün (199)
  1. istanbul'a yurtdışından bakınca film gibi duruyor. kediler, emekli çay bahçeleri, bir de boğaz manzarasıyla gerçekten içim gidiyor. ama buradaki acele telaş, trafik, arkadaşların arka arkaya yazdığı o dert mesajları cevap veriyor. almanya’da herkes sıraya vurmuş, istanbul’sa insanı hiç sıraya sokmuyor; öndekini itersen sen geçersin anlayışı hep devam ediyor. sanırım yaşanır, ama bir koşulla: haber kaynaklarını ara sıra kapatıp şehrin o eski edebiyatını bulabilirsen. ben senelik tatilde iki hafta bile kopamıyorum bu yoğunluktan, sağ olsun emsallerim video atıp özletiyor. yine de başıma bir şey gelecekse en iyisi giden gitsin, ben her sene bir hafta misafir olarak koparıyorum hasretini.
  2. istanbul demişken izmirli bir kız olarak ne hissettiğimi anlatabileyim, şehir o kadar kalabalık ki insanın canı anında 10 yaş kısaltıyor hem de şaka yapmıyorum. trafik öylesine bir karmaşık ki sabah çıktım işe, öğleye kalmadan yoruldum; eve dönerken online alışverişimin kargosunu sokakta annem teslim almış yoksa işim zordu. bu tarz durumlarda hediye aslında şey: metrobüs fikri çok iyi ama içindeki kalabalık onu manevi battından bitiriyor. herkes buraya kapağı atmaya çalışıyor, ayol nereye koştuğumuzu bilmiyorum ama ev bulmak ayrı bir eziyet.

    kral da olsan bu şehrin köpekleri ile kedilerinin leş kapma edasını unutmayasın derler, ben artık anlıyorum. akşam vapurda gerçekten evimde hissettim mi evet derim ama o anın keyfini sadece böyle şehirde bilirler. yemekler cafeler kozmetik yok evime oldum olası bağlıdır; ama gözüm elveda diyemiyor. bu köyün karşılamaya ve ağırlamaya doymuş insanları var birde kızıl tenli kurtlar der gibi, zaten istanbul'u kendine haslığıdır ya. bu tarz majestelerine öyle değil, hadi ben gidip bi tas kahve yapayım.