• bugün (194)
  1. kendisini bilirim, hem de ne bilmek; devlet dairesinde işi düşmeyen yoktur, derdim de budur zaten. kemal sunal filmlerinde adam mutfaktan kapıya, kapıdan bahçeye; her yerde her işten anlıyor da, sonunda hep şemsiyesi karışıyor. bir memur edasıyla söyleyeyim: o filmlerdeki bürokrasi benim her gün yaşadığımın ta kendisi, sadece bir de gülüyorsun.

    belediyeden nüfus müdürlüğüne, yanlış anlaşılan bir evrak ile her işi altüst olur adamımız; bana sorarsan evrağın büyüğü küçüğü olmaz, verdiysen bir kere tamamdır. ama nerede o yesilli günler, elinde klasörle koşan o karikatür bürokratlar. şimdi e-devlet var ama gülmek de bir o kadar yok. esasında ben bu filmleri su misali izleyip keyif alıyorum, içinde mutlaka bir dozdan fazla ders çıkarım olması da cabası. banka kuyruğu derken ömür bitiyor zaten.

    adamın yeri bambaşka tabii. sade bir dille, kısa yoldan her şeyi anlatıveriyor: çalışmak, çabalamak, yine de hayata gülmek. cumartesi gecesi denk gelirse oturur uzun uzun gülerim, geçen gün bir sahnesinde dedim ki, devlet kapısında sıra arkadaşım bu adam olaydı işler bir tık daha kolay olurdu herhalde. e siz de fırsat buldukça açın izleyin, kimi gün en güzel ilaç eski bir komedidir.
  2. izlerken insanı güldürmekle kalsın, ama her seferinde karakterin en alt seviyeden alınıp bir şeyleri düzeltmeye çalıştığını görüyorsunuz. aslında formül şu; bir yanlış anlaşılma olur, kahramanımız hiç hak etmediği bir suçla baş başa kalır, sonra tesadüfi bir bilgi ya da arkadaş sayesinde kendini bulanık sularda bulur. izleyici hep o kaybedenden umut eder; çünkü biz hep o tarafı sevdik. belki de bu yüzden filmler yıllar geçse de bayatlamıyor. şebeğin etkisiyle, saf bir iyi niyetin sonucu olarak bir yerlere temas eder her şey. klasik bir taraf tutma duygusu var ama ne tarafa baksan haklı görünüyor. demek ki, iyi kalpli aptal karakteri her devirde izlenir, hakkaniyet duygusu insanı hep kendine bağlıyor.