ocak ayında hevesle başlıyorsun, mart gelmeden kart cüzdanda kırışıyor. ben de aynı hataya düştüm, çıkışta bu sefer kesin giderim dedim, gişedeki eleman bile bana baktı gözlerinde bir acıması var gibiydi. o iyi insan gibi görünen abonelik aslında sadık denemeye çevriliyor, üçüncü aya çarptıktan sonra kapılar bir tık daha uzak oluyor. ama bir gün geri dönüp ilk antrenman ağrısını normale çevirmek lazım.
şehirde yaşamak biraz da şu demek sanırım: camdan bakıp binanın spor salonunun neşeli müziklerini içeriye almak, sonra da üyelikte o imzayı bir kere bile atmamak. ben de günlerce o caddeden geçerken içeriye baktım, gençler koşuyor, tepsi gibi aynalar önünde bir arı çahit ritmi var... en son dedim gir şu kapıdan, bi' imza atarsın artık ama sonra ödemeler var tabii.
o kutu, o ter kokan hatıra defterlerine kaydedilmiş sırt çantalar ve toplardan oluşan sessiz saatler... aslında aletlerin hizmet topları tang gibi namlu performansı öltrollü izleniyor içeride. yine çoğu kişi karda da camdan lunaparkı izliyor işte, ben senin bulunduğun semtteki ümkünden bakıp da iki adım çekilim efendim.