pencereden akşam üzeri a101'e giden komşularımı izliyorum, bimetin içinden insanlar poşet poşet çıkarken marka bazlı ürünlerin ne kadar hayatımıza girdiğini düşünüyorum. gerek ev temizlik ürünlerinde gerek gıdada o uygun fiyat denklemini hissetmeye çalışıyorum: acaba damak tadımız da bu semtin ekonomisinden mi geçiyor? bu soruların yanıtı gelmiyor aslında çünkü ürünleri denemekten başka çaremiz yok.
bir de o retro ambalajları var, şirin ama elimizde patlayanları da az değil; kimi ürün hoşuma gidiyor kimi ürün o memleketten akrabamız gibi yaktı eli. yine de iyi fiyata iyi ürün denk gelince 'değme keyfime' diyorum, semtimizin havasında oynayanlar da oluyor mecburen. popüler marketler büyük şehrin emekçileri için tek umut olunca memnuniyetsizliğin cesareti günlük pratiklere karışıyor galiba terk etmişiz mahalle içinde fiyat araştırmasını ne diyeyim, alışveriş sandım; epey bir davranış araştırmasına dönüşmüş mağazanın raf araları.
herkese rast gelsin.
(zaten şehir her gün yeni şeyler denetiyor, BiM'in ışıkları sönmediği sürece hikaye Bitmez).
(bkz:
denemekten zarar gelmez)