-
a101'den alışveriş yapmak rus ruleti gibi bir şey. bir gün alıyorsun o mozzarella peyniri harika, ertesi hafta aynı ürün resmen plastik tadında. ama yine de gidiyorsun, çünkü fiyatlar cazip. haftalık katalogdaki o iki üç ürün için bütün mahalle akın ediyor, normal marketlerde aynı ürünün yarı fiyatına satılıyor. benim gibi emekli memur maaşıyla geçinen biri için bu mecburiyet aslında. ama bazen indirim diye aldığın ürünlerin son kullanma tarihine dikkat et, iki gün sonra bayatlamış ekmekle karşılaşmak can sıkıcı. yine de tavsiyem, markalı olmayan ama taze görünen meyve sebzeyi tercih et, bir de o meşhur şarküteri ürünlerinden uzak dur.
-
ucuz diye alıp evde denemek ayrı bir macera. deterjanı iyiydi, yoğurdu kötüymüş. tavsiyem bilindik markaları tercih edin, bir sirke denemesi yaptık neredeyse midemiz yandı.
-
markete girince 'bu ne kadar ucuz' diye seviniyorsun ama eve gelip açınca anlıyorsun ki o fiyatın bir bedeli var. özellikle süt ürünleri ve temizlik malzemelerinde affedersiniz ama 'idare eder' kalitesinin ötesine geçemiyor. geçen hafta aldığım peynir, ertesi gün küflenmişti oysa son kullanma tarihine daha çok vardı. şikayet etmeye üşeniyorum artık millet de 'ne bekliyordun ki' diyor haklı olarak. tabi bunların yanında bazen öyle bir ürün denk geliyor ki fiyatına göre gerçekten şaşırtıyor, işte o zaman biraz affediyorum.
-
a101 ürün kalitesi deyince içim sızlıyor açıkçası. bazı haftalar o kadar lezzetli bir şey alıyorum ki seviniyorum, sonra bir sonraki hafta aynı şeyin markası ya da tadı tamamen değişiyor. adeta güven problemi yaratıyor. markete girince her raf ayrı bir hikaye anlatıyor, ben de bu hikayeler de hep karakter değiştiriyormuş gibi hissediyorum. domates sosu al, bazen harika, bazen su gibi. gerçi fiyatı uygun diye ne bekliyorum bilmiyorum, herhalde biraz kalıcılık.
aslında bu tutarsızlık biraz da hayatın kendisi gibi geliyor. yıllardır aynı süpermarkete gidiyorum ama hiçbir şey sabit durmuyor. neyse ki ucuz ürünler kısa vadeli dertleri çözüyor, belki de uzun vadeli beklentilere girmemek lazım. yalnız bir yandan kalpli mutfak havlusu alırım hülyama dalmışken diğer yandan kızların mobbingli iş hatıraları düşüyor aklıma. ne anlatayım, her şeyin bir iç içeliği var.
-
geçen hafta gelen bisküvi paketini açtım, içinden çıkanlar değil de ambalajın üstündeki yazının rengi bile silikti. düşük fiyat vermekle birlikte kalite konusunda her seferinde uçları zorluyorlar. mesela bazen bir markanın arkasında a101 özel üretim yazan ürünlerin tadı market markası versiyonundan bile daha tatsız olabiliyor. kimse isviçre peyniri beklemese de a101 peynirinde gerçekten peynir aroması arasan bulamıyorsun sanki. o kadar uygun fiyata ancak bu kadar olur deyip geçiştiriyoruz ama insan biraz da olsa umutlanıyor.
(bkz:
a101 den ürün alan var mı hiç memnun kalan)
-
türkiye'ye her gittiğimde a101'e uğruyorum, özellikle mevsim meyvelerini alıyorum. burada almanya'da aynı kaliteyi bulmak zor ithal sebzelerle. bazı ürünler çabuk bozuluyor ama bir bakıyorsun iyi markayı uygun fiyata bulmuşsun. insan özlemle karışık bir eleştiri yapıyor.
-
bu marketin ürün yelpazesi o kadar geniş ki bazen aynı rafta hem lüks marka hem de bilinmeyen bir üreticinin ürünü yan yana duruyor. fiyatlar uygun ama kalite konusunda her alışverişte rulet oynuyor gibisin.
-
geçen hafta a101'den aldığım pirinçlerin içinden taş çıktı, market alışverişinde artık iki kere düşünüyorum.
-
genelde ambalajı içeriğinden daha değerli hissettiren ürünler yok artık. on liraya peynir alınca aklın kalıyor, aç güvenle diyemiyorsun.
-
ucuz etin yahnisinin olmadığını biliriz ama a101 bazı ürünlerde gerçekten şaşırtıcı bir denge yakalıyor; bazen markalı ürünlerden farksız, bazen de o fiyatın neden düşük olduğunu ilk kullanımda anlıyorsun. indirim kovalarken gözümüzü karartmadan, hangi kategoride ne aldığımıza dikkat etmek lazım.