• bugün (186)
  1. harry potter serisini otuzumdan sonra okumaya başladım, hatta biraz geç kalmanın verdiği eksiklikle filmleri de ardından izledim. çocukken kaçırmak bana hep buruk bir his vermiştir. oysa kitaplarda asıl anlatılan şey sihir değil, asıl anlatılan şey yalnızlık. harry'nin dolapta geçen o ilk yılları, dumbledore un ona söylediği çoğu söz... insanın kendi içinde yaşadığı yalnızlığın dışarıda da bir karşılığı var demek ki. iş yerinde mobbing gördüğüm zamanlar, kendimi o dolabın içindeki harry gibi hissetmiştim. ama o hep çıktı, ben de her seferinde üzerimi topraklayıp çıktım.

    aşkı da seriye benzetiyorum bazen. ginny 'harry' ile ilk kitaplarda göz göze gelir, sevdiğini bilir ama vakti gelince açılır. biz de öyleyiz işte, hem ilişkilerimizde hem de hayatımızda çoğu şeyi erteliyoruz. sonra bir peron açılır ama acele edersen kaçırırsın. o yüzden içimdeki büyücüyü saklıyorum, bazı gece eski yaraları düşünürken yeni çalıntı bir anıyı izliyorum sanki. dumbledore'un dediği gibi mutluluk karanlıkta da bulunabilir, buradan bakabilirsiniz. (bkz: dumbledore un sözleri)