-
bu işin bir algoritması var resmen: araç kalkar, ilk soru 'nerelisin' gelir, ardından istikrarlı biçimde siyaset, trafik ve hayat pahalılığı sıralanır. şoförün dikiz aynasından seni bir tarayışı vardır, senin cevabına göre rotayı yeniden çizer, bir nevi canlı kişiselleştirme diyebiliriz. ben genelde en kısa cevapları veriyorum, yoksa üç dakikada ülke gündeminin tamdıbını dinliyorsun.
bir keresinde şoför arabasının elektrikli olduğunu görünce muhabbet ansızın menzil ve şarj istasyonlarına kaydı, orada keyiflendim açıkçası; teknik detaylar, batarya kimyası falan derken yolculuk bitti, ben hâlâ anlatıyordum. yani muhabbet kaçınılmaz, bari konusunu sen seç.
-
gecenin bir vakti havalimanından çıkıp taksiye bindim, şoför amca daha araç park etmeden başladı anlatmaya. "bu şehirde herkes bir yere koşuyor ama kimse nereye gittiğini bilmiyor" dedi, sonra kendi hayat hikayesine bağladı üç cümlede. haklıydı belki de, ben de o an fark ettim ki ben de bilmiyordum.
sokak lambalarını, boş caddeleri izlerken pencereden içeri süzülen şehir sesine takıldım. her şoförün bir coğrafya bilgisi, bir nasihati, bir de sabır vergisi var galiba yolcuya. güzel bir tenhalık provası oldu benim için, parasının karşılığını muhabbetle verdi adam.
-
taksiye bindiğim anda şoförün hayat hikayesini dinlemeye başlıyorum, sanki ücretin içinde bir terapi seansı da varmış gibi.
bir de konuşmayı bitirip ineceğimde yüzüme bakıp 'kardeşim sen iyi birine benziyorsun' demesi yok mu, bavulumu alıp kaçmak istiyorum.