terapinin hemen ardından hep boşluk olur. o sıcacık odadan çıkıp caddeye adımını attığında, bir yanın ağırlaşmış, bir yanın hafiflemiştir. ben de o haliyle yürüyorum, kahveciyle muhtar aynı sessizlikte yaşar bu derdi. akasya ağaçlarının gölgesine çöküyorum bazen, araba sesi uzaktan bir melodi, evlerin pencereleri tenhalarla oynarken insan ne düşüneceğini bilemiyor. dedim ya, buralar sünger gibi çekiyor; yıllık izin gibi bir durum aslında, ama bu ikisini de boşa harcamamalı. ha bi de seans bitince iyi geliyor, o semtin eski evleri, balkonlardaki saksılar karşına çıkıveriyor, şaşkın herşey güzel.
terapi mi yoksa sinema sonrası mı bilmiyorum ama ankara soğuğunda yürürken kafan gerçekten dinleniyor. tavsiye ederim, tabi montun yoksa sevmezsin.
şıp diye çıkarım seans bitince, zaten içim döküldü bir de lokma söyle beni dinle. iş yerinde aynı mobbing döngüsü, yürürken atarım taşları sorun gene gelir peşimden. küskünlük var ama adımlar net, istanbul kalabalığından kaçarcasına.