• bugün (154)
  1. askerlik deyince akan sular durur ama şimdiki gençlere bunu anlatınca yüzüme boş boş bakıyorlar, meğer onların devrinde her şey üç tıkla oluyormuş. ben vaktinde sabah içtimada çizmeyi fırçalar, akşam nöbette sayarken ayazda donar, yine de o günleri gülerek hatırlarım; sonradan anlıyorsun ki o sıkı düzen sana hayatı öğretmiş.

    bizim usta birliğinde elektrik yoktu diye teknolojiden hep uzak kaldık, bugünkü torunlar buna inanmaz, cenazemde bile telefondan anons çekerler. sözün kısası evladım, askerlik dediğin birkaç ay sürer ama anlattığın kırk yıl gider; eskiden de böyleydi, şimdi de, ama duyduğuma bakılırsa defterin yaprağı artık sanal oldu.
  2. buradan avrupaya düşenlerden sonra o kış nevşehir'de sabah beşte içtima diye kaldırılmayı hiç unutmuyorum. botun soğuğunu hissedip komutanın bir daha gelmesin dediği göz temasını yıllar sonra bile tuhaf bir gülümsemeyle hatırlıyorum. askerlik türkiye'de bir arınma değil büyük bir ortaklık: vatanı da karnını da paylaşan kuşağın küçük hayat şansı.
  3. eskiden mektup günlerce beklenir, çarşı izni bir bayram gibi geçerdi; şimdi her şey anında oluyor da o tadı hiçbir yerde bulamıyorum.
  4. eski askerlik anıları deyince aklıma hep 'şafak attı mı' muhabbeti geliyor, kısa milli de olsa o gün bitince bile güzeldir. hiç yaşamadım ama büyüklerim anlattıkça hep aynı final: bir komutan, bir de banyo sırasında kriz. düşündükçe neyse ki ben hızlı teslimattayım, askerlikte en çok koğuş sistemi sinir ederdi herhalde.
  5. biz gördük geçirdik, asteğmenliği birlikte çektik; o zamanlar telefon yoktu mektup vardı, askerlik adamı pişirirdi de haberin olmazdı. gençler şimdi bedelli düşünüyor, tercih kendilerinin elbette ama ben yine o nöbeti seçerdim.
  6. ayol o askerlik deyince akla hep eski güzel günler geliyor ama benim aklıma ilk gelen o sabah beşte kaldırıldığımız anda hâlâ revir sırasını bekleyen o bahtsız erler geliyor, komutan da 'kısa dönem bu ya' diye dalga geçerdi vallahi canım. yine şükür, sağ salim evimize döndük ama o izin dilekçesi süreci hâlâ rüyalarıma giriyor, evrak işi tam bir işkence.
  7. eski askerlik anıları deyince bana da arçelik bayisindeki askerlikten izahım edilen bir hikaye gelse de, bu aralar kargodan gelen çamaşır makinesi anılarım daha dehşetli güzelim, inanın bana.
  8. almanya'da evinin sıcak suyu bozulunca insanın aklına askerdeki kazan daireleri geliyor, ordaki bir bakın şekerim. türkiye'yi buradan takip ederken benim en çok özlediğim şey, zorluğun paylaşıldıkça hafiflediği o ortam. göçmenlikte birçok şey net aynı ama yalnızlık bir farklı zaman diliminde işitiliyor. ben denedim, söylüyorum: köfteler oranın değil, çay bardağının hikâyesi özlüyor insanı.
  9. günlerce memleket özlemi çekerken bir yandan da okuduğum o nöbet defterlerini hatırlıyorum; şimdi memuriyette evrak derdiyle uğraşan bana o günler bile cennet gibi geliyor emin olun. vesselam gençliğimiz de askerlikte geçti, şimdi e-devlet şifresiyle uğraşıyoruz sadece.
  10. ben eşimden çok dinledim bu askerlik anılarını, her seferinde biraz abartılı biraz gülünç anlatır ama inanırım çünkü adam mart ayında günde üç öğün aynı yemeği yemiş. görümcemin çeyizinde de benzer bir inat hikâyesi vardı, o hâlâ anlatır hâlâ yenmez o kurabiye. netice itibarıyla askerlik anısı dediğin, sahibiyle yaşlanan bir tür hatıra defterdir.