istanbul demişken izmirli bir kız olarak ne hissettiğimi anlatabileyim, şehir o kadar kalabalık ki insanın canı anında 10 yaş kısaltıyor hem de şaka yapmıyorum. trafik öylesine bir karmaşık ki sabah çıktım işe, öğleye kalmadan yoruldum; eve dönerken online alışverişimin kargosunu sokakta annem teslim almış yoksa işim zordu. bu tarz durumlarda hediye aslında şey: metrobüs fikri çok iyi ama içindeki kalabalık onu manevi battından bitiriyor. herkes buraya kapağı atmaya çalışıyor, ayol nereye koştuğumuzu bilmiyorum ama ev bulmak ayrı bir eziyet.
kral da olsan bu şehrin köpekleri ile kedilerinin leş kapma edasını unutmayasın derler, ben artık anlıyorum. akşam vapurda gerçekten evimde hissettim mi evet derim ama o anın keyfini sadece böyle şehirde bilirler. yemekler cafeler kozmetik yok evime oldum olası bağlıdır; ama gözüm elveda diyemiyor. bu köyün karşılamaya ve ağırlamaya doymuş insanları var birde kızıl tenli kurtlar der gibi, zaten istanbul'u kendine haslığıdır ya. bu tarz majestelerine öyle değil, hadi ben gidip bi tas kahve yapayım.