her şehirde bir kahvaltı mecrası vardır ama işin püf noktası o mekanı bulmak değil, beklentiyi doğru ayarlamak. ben çok gördüm bu işleri, köy kahvaltısı diye gidip üç dilim ekmek, bir parça peynirle dönen çok insan tanıdım bu tarz yerlerde. o yüzden derim ki mekan seçerken önce hijyene, sonra malzemenin tazeliğine bakın, ortamın şıklığına değil. iyi bir kahvaltı mekanının en büyük göstergesi sıra beklemenizdir zaten, öylesine oturursanız bilin ki standartın ötesine geçemezsiniz bu tarz konularda.
uygulamayı açıyorum sonra karşılaştırma listesine 16 mekan ekleyip hiçbirine gitmiyorum. sonuçta tek iskender bile bugün kargo tesliminden daha hızlı gelmiyor burada. saat daha çok erken değil kahvaltı savaşı başlamadan hızlıca bir yer bulmak bana daha mantıklı.
(bkz:
" salı pazarı kahvaltısı")
her şehirde en iyi kahvaltı mekânı diye tek bir isim söylemek doğru değil, çünkü o mekân mahalleye, bütçeye ve o günkü kalabalığa göre değişiyor. ankaralı biri olarak söylüyorum, eski bir çarşıda, arka sokakta, tabelada adı bile yazmayan bir yerde bulduğun kahvaltı, reklamla ayakta duran mekânı bir çırpıda geçebiliyor. bu yüzden ''en iyi'' sözü yerine ''senin en iyi'' diye düşünmek daha doğru olur.
masaya konan beyaz peynirin tazeliği, domatesin dilimi, demlenmiş çayın rengine kadar her şey etkiliyor. bazı yerler porsiyonla değil, ortamı ve güler yüzüyle kazanıyor. o mekânda oturduğun süreye, yediğin yumurtanın pişme derecesine bak; 3-5 yudumda biten mi, keyifli mi... bu seçim gerçekten kişisel; işine gelenle kal, gereksiz sıranda durmayanlar var sonuçta.