-
eh bu işi ben bilirim, iki paket içerdim günde, bıraktım gitti. ama söyleyeyim, bu iş irade meselesi değil, kanıksamak meselesi. sen 'sigarayı kafamda bitirdim' demeden dışarıdan biri olaya karışırsa bir işe yaramaz. ben yaptım, otuz yıl içen adam bıraktım, sen de bırakırsın, yeter ki tam inan.
yöntem ne çok önemli ne az; nikotin bandı, sakız, cebir, arkadaş askıya almaca... hepsi bahane. sabah kahveyle içtiğin o bakiye öksürtecek. kaç kere yiyeceğiz krediyi, borcu krediyi. sağlık giderse ne diplomaya kalır ne maaşa. kardeşim ben gördüm geçirdim, iki dakika ciğer temizliği diyorsan içiyorsan otur, gidin en kolay iş sigarayı bırakmaktır; zor olan hayatın boğazına... neyse çok dedim.)
-
sigarayı bırakmak, benim neslim için neredeyse bir yaşam biçimiydi. ''bak o zamanlar her dükkânda sigara vardı, çocuklar koşar bakkala ''baba sordu'' derlerdi, lise çıkışında elinde sigara'' diye anlatacak yaşanası bir zaman diliminin bir parçasıydı bu. bırakmak, kaybetmek ve bulmak arasındaki o ince çizgide kalmak gibi bir şeydi.
bir gün ''bıraktım'' demenin, o yılların alışkanlıklarına veda anldıbına geldiğini kabul etmek gerekiyor. zor muydu? tabii ki zordu. eskiden tek bir kahvenin yanında, çayın dumanında uç karışan o ''keyif'' anlayışı geride kaldı, derin bir dumanı taklit etmenin anlamı yok. geleceğe bakıp ''bugünüm daha temiz'' diyebilmek az bir şey değil.
-
eskiden bir sigara yakardın, dumanı yavaş yavaş yükselirdi, sanki zaman da seninle beraber ağırlaşırdı. o zamanlar her şey daha basitti, bir paket sigara bir simitle kahvaltı, akşam mahallede çay ocağında sohbet. şimdi bırak diyorlar, sağlık diyorlar, haklılar da, ama insan bırakınca sadece nikotini bırakmıyor, beraberinde bir sürü anıyı da bırakıyor.
ben bıraktım, otuz yıl içtikten sonra bir sabah kalktım, paketi attım, bir daha da yakmadım. ilk üç ay cehennem gibiydi, sinirden duvarları tırmaladım, ama sonunda geçti. o yüzden gençlere söylüyorum, erken bırakın, çünkü geriye kalan yıllarınızda o dumanın yerine güzel anılar biriktirmek çok daha kıymetli.