• bugün (199)
  1. anksiyete deyince geçmiyor, gerçekten yaşayan bilir. insanın evinde otururken bile kalbi göğsünde atıyor, nefesi daralıyor. benim için en kötü tarafı, aklın durmadan en kötü senaryoları kurması. ya şöyle olursa, ya böyle biterse diye düşünürken sabah bir bakıyorsun akşam olmuş. dışarıya çıkamanın, kalabalığa girmenin bile ızdırap halini aldığı günler var.

    ama şöyle bir şey de var, bu hissi bile kabullenmek dinmeyen bir gürültüyü susturmak gibi. gözlem yaptıkça fark ettim ki, anksiyetem çoğu zaman şehir hayatının kaosundan ve belirsizlikten besleniyor. telefonunu şarja sokmadan uyuyamayan herkes beni anlar. çözümü tam olarak buldum demiyorum ama bu durumu anlatan insanlar artık çoğalınca, yalnız olmadığını bilmek başlı başına bir ferahlık. (bkz: sinirlerin bozukken takılmalık müzikler)
  2. anksiyete bir sistem arızası gibi. her şey normal çalışırken birden bir uyarı geliyor, her şeyi durdurmak zorunda kalıyorsun. günlük hayatta en çok plan yapmayı zorlaştırıyor. arkadaşa söz vermek, toplantı ayarlamak, hatta markete gitmek bile büyük bir savaşın parçası haline geliyor. o anki adrenalin, beyni resmen çökertiyor. kendini debug etmeye çalışsan da olmuyor; bazen hardware sorununu yazılımla çözemiyorsun.

    en ilginci ise işin gizli bir sistem gibi işlemesi. dışarıdan bakan biri belki hiç fark etmiyor, ama içeride her şey fosur fosur yanıyor. bir de şu var: anksiyete özellikle teknolojiyle birleşince yangın büyüyor. telefonda bildirim sesi duyduğunda bile kalp atışın hızlanıyorsa, bir şeyler yanlış ayarlanmış demektir. sistem güncellemesi biraz acı veriyor ama belli ki aksamlı şekilde çalışmaya devam edeceğiz.