• bugün (192)
  1. memuriyetten emekli olduktan sonra iki sporu da sıkı takip ederim. futbol 90 dakikalık bir dram, sürekli faul, sakatlik, hakem itirazı derken adamı yorar. basketbol daha hızlı, bir şey oluyor hemen, sayılar birbiri ardına geliyor. ama efendi adamız biz eskişehir'de, genelde herkesin gönlü futboldan yanaydı, stada giderdik gençken. şimdi rahmetli takımlar ne alemde bilmiyorum tabi. sürekli itiraz olur maç yayını uzar tribünler ne güzel diyorum. sonuçta dert aynı, hangisi daha az acıtırsa derdi o kazanır.
  2. arkadaş grubunda her maçtan sonra yükselen bu tartışmayı severim. futbolda tempo, basketbolda süreklilik daha fazla. ama itiraf edeyim, ben ikisini de izlemeyi seviyorum. bir yanda doksan dakika aynı sahada fırtına gibi top koşturanlar, öte yanda alanı kurallarla dolu dolu kullananlar. en tatlısı, kimse ne izleyeceğimizi tartışırken sonunda ikimizi de izlemektir. kaldı ki bir de şu şehir takımı sevgisi; bir izmirli olarak futbolda üç büyüklerden başka bir yan ağır basar, basketbolda da pamuk gibi bir takımın seyircisi olarak oynamak zevkli. yani bence ortasında arafta takılan biziz ve bu iki spor dalı birbirinin kardeşi, kavga büyütmeye gerek yok.

    istatistiklere inanmıyorsanız son sözü her zaman sokaktaki çocuk söyler. topa vurmak da keyifli, top elle oynamak değil. salı günleri penaltı rampasında tur atmak gibi o anın limanı. uzun laf: tartışmanın kazananı yok, kalplere dair her mevzu gibi buna da 'kimin kalbinde ne varsa o daha güzeldir' demek en şık hamlemiz olsun.
  3. Futbol diyerek nokta koyduğum tartışma.