-
izmir'de bir kahvaltıcıya gittim, serpme kahvaltı dedikleri şey resmen bir tablo gibi geldi. peynirler, zeytinler, ballar filan derken insan kendini kaybediyor. mekanın adını unuttum ama kahvaltının hakkını veren yerler bu şehirde hep var, yeter ki gözünüzü açın.
-
eski güzel günlerden kalma bir kahvaltı mekanına oturdum, simidine bile özen aranjman tabaklar hakim oldu, pastırmanın yanında avokado mı lamı. demiyorum ki dünya yerinde saysın da işte ben bir kaptta sızma zenerin koyucam diye bakalım bugünye olayım. oysa peynirin halini bir görsen canım çekmiyor; lokum kokusu ve tavanın sesi buradan geldi mi kahvaltılar da tadından yenmez olacak.
topluma da bir kahvenin peşindeki o sabah gerilimi; gelmezsemizden der bir şey olmazsam bir dostun eli yağda kayar otururuz. yılların verdiği bilgelikle diyorum ki eski kahvenin üzerine bakır çilingir sofrası, bu kadarını yazın: mekan neyimse önemli olan dostluk oradaki duvar silsilesi kolektif belleğimiz çökmüş, eski mekan da buradan geçip bir çay demleriz ama insanı boş vereceğiz.
-
gps ile girmediğim yer bırakmadım; asıl kahvaltı mekanı café denilip de wifi şifresi vermeyenleri model-dışı kalitesinde ayıklıyorum. menüsünde sınırsız çay var mı, servis bluetooth gibi düzenli mi onunla puanlıyorum.