• bugün (180)
  1. ilk seansta ne diyeceğimi bilemiyordum, karşımdaki hanım 'neye ihtiyacınız var' diye sorunca ben de 'hiç' dedim. sonra bir baktım kırk dakika boyunca ben konuşuyorum, o sadece dinliyor. hayatımda ilk kez biri beni acelesiz dinledi, o an eski günlerdeki uzun çay saatlerini hatırladım. insanlar artık birbirini dinlemiyor, hemen cevap veriyor ya, terapi öyle değil işte. yorucu ama sonra üstümden bir yük kalkmış gibi. tabi bunlar kolay değil, üçüncü seansta ağladım, beşinci seansta bana 'öfkeniz size çok şey anlatıyormuş' dediler. meğer ne çok şey biriktirmişim, eski filmlerde dökülen gözyaşları gibi. tavsiye ederim, hele bir de kendinize vaktiniz varsa.
  2. ilk seansa gittiğimde bekleme odasında iki tarafı tartmak için, bir an karşımda bir yönetici var gibi hissettim, sonra terapistimin hiç sorgulamadan 'nerede takıldınız, evinizde işinizde' dediğini duyunca aslında işin yasıyla başa çıkmam gerekmeden oldu. kendimi tartarken ne kadar abarttığımı tespit ettim, gerçekti ama küçücüktü; hani ürün iade merkezi gibi önce paketi açıp uzun çözümsüzlük andını anlatıyorsun. sonra ihtimal gene havada kalıyor, ancak 'sürece güven' dediler, ilk hafta kendimi biraz seyirci koltuğunda hissetsem de açık konuşmak imiş iyi gelen. benim nacize tavsiyem, ilk seansta yeni bir kıyafet yerine eski hikayelerinizi yanınıza alın, gerisi kendinden akıp gelecektir herhalde.
  3. ilk seans, kendini anlatacak olmanın tedirginliği ile beraber aslında en çok, nereye oturacağım ve ne kadar anlatacağım muhabbetine kilitlenip geçiyor. yurt dışında uzun zamandır yaşayınca insan bir de bunun dilini mi benim mi anlatacağını düşünüyor ister istemez. ama ilk seans sonunda masadan kalktığında omuzlarının hafiflediğini hissediyorsun, çünkü sonunda birisi "bunu da mı geçelim" demeden dinliyor. uzaktan olmuyor, bu duygu biraz yakın duruyor insana.