• bugün (179)
  1. anksiyete dediğin şey çoğu zaman kargonun nerede kaldığını kontrol etmekle başlıyor, kırk kere takip ekranına bakıyorsun. o da yetmiyor, acaba kargo da içimdeki bu tarzı mı bekliyor diye düşünmeden edemiyorum.

    hızlı ve net konuşayım: iki tıkla çözülmeyen şeylerde benim sabrım da hızlı tükeniyor ama madem ki yaşıyoruz, ağır aksak bir gün bir salıverelim kendimizi.
  2. ben denedim söylüyorum, markete çıkarken bile insanın içi bir tuhaf oluyor; liste yapıp çıkmak işe yarıyor biraz. beyaz eşyadan kargoya kadar her dert üst üste gelince hepsini tek tek not alıyorum, en azından elde bir düzen kalıyor. sakin kalmak kolay değil ama başka çare de yok.

    (bkz: iç sıkıntısı)
  3. bazen her şey akıyor sonra bir bakmışım kalp küt küt, bu tarz durumlar insanı resmen yoruyor, hele kargo gelsin diye beklerken daha kötü oluyorum.
  4. hakkında herkesin bir yorumu var ama iki tarafını görmek lazım: günlük hayatı kilitleyen tarafı da gerçek, abartılıp pandomim malzemesi yapılan tarafı da; en doğrusu işini bilene danışıp klişelerden uzak durmak.
  5. anksiyete konusuna iki taraftan da bakmak gerekiyor. baz insanlar normal bir kaygıdan alıp meseleyi kişiselleştiriyor, kendinde ciddi bir durum varmış gibi hissediyor; bazıları ise çok azalayarak destek alması gereken bir meseleyi görmezden geliyor. aslında ikisi de tutmuyor, çünkü bunun sınırını belirleyen şey normal hissedişle günlük hayatını sürdürememe arasındaki fark.

    gelecek kaygısı ve halkım hareketliliği bu hissi köpürtebiliyor, birçok insan için teslimiyetçi ve genel-geçer tükenmişlik kaynağı haline geliyor bu devirler. bu saat noktada uzman desteği ya da nefes gibi temel yöntemler huzur verebilir rahatlama zannetmiyorum, ama gerçek sorun çözülmeden bunların etkisi sınırlı kalıyor.
  6. ben dedim söylüyorum, bu baş belasının eninde sonunda bulaşık makinesi gibi eve girmesi belliydi zaten. ben bir dönem çok kötü titriyordum, resmen büyük vidalarımı söktüler sanki diyorum ama arçelik servisi cesaretimi toparladı o dönem derim, siz kuaföre ablaya bakmayın. markette aklım faturalarda geziyor, beko aşamasına geldim çok şükür, içimde titrek bir su kaldı sadece derim benden söylemesi.
  7. uzaktan içine bakınca bir tür düşen gece gibi; nerede olursan ol alarm çalıyor ama sebebini bulamıyorsun. türkiye'yi buradan haberlerle izledikçe bu his daha çok bastırıyor, sanki bir yerde kaçırdığın bir şey var gibi. bir fincan çayla geçirmeye çalışsan da çoğu zaman işe yaramıyor, gece yatağında düşünmeye döndüğünde yine burun kıvırıyor.
  8. uzun zamandır buhir bir düşüncenin gecesini izlemek gibi, nerede olursam olayım aklın hep eskiya. uzaktan türkiye'yi izlerken bu his daha çok artıyor sanki, alarm çalıyor ama sebebini bilmiyorsun. bir fincan çayla başlamanın tavsiyesi çoğu işe yaramıyor ama en azından deniyoruz, gece de bır kısmını hayal döktürmek az da olsa işe yarıyor.
  9. gençlikte anksiyete dedikleri şey için 'bize olmaz' derdik, meğer her birimizin kapısını ayrı ayrı çalıyormuş, e-devlet'e girip bakasıya kadar kalbi hoplatan bir his bu. sgk randevusunda bile öyle bir sıkılıyorum ki, yıl 2024 olmuş hala elden dilekçe peşinde koşuyoruz, anksiyete değil bu bildiğin sistem.
  10. bir anda kalbinin hızlandığını fark edince 'yok yok bir şey yok' diyorsun ama vücut seni dinlemiyor, resmen kendi kafanın içinde kargo takibi yapar gibi sürekli bir gerginlik hali. kolay gelsin hepimize, bari şu titremeyi bir gün app'ten kapatabilelim.