-
ofis dedikodusu dedin mi akan sular durur, özellikle türkiye'deki ofislerde bu iş neredeyse bir kültür. yurtdışında da var ama bu kadar içten, bu kadar dolambaçlı değil sanki, olan biteni izlemek bile başka bir dünyaya bakmak gibi.
türkiye'den uzaktan takip ederken bu muhabbetlere gülüyorum çoğu zaman, çünkü tam o kafalar ancak orada yaşanır. hasretle o ekranlardan sızıyor bazen, insan tuhaf oluyor.
-
e-devlet şifresi gibi bir şey bu kuşak, konuya girince dağılmıyor asla; bizim memurken bunun bir üst kademesi vardı, adı da sicil dosyasıydı, susturup saklıyordu kendince.
(bkz:
kahve kuşağı)
-
ben yazınca içim dökülüyor ama o koridorda çevrilen dolaplar insanı öyle bir yoruyor ki sabah gidip akşam dönmek bile zor geliyor bazen, keşke herkes sadece işini yapabilse.
-
pencereden şehre bakar gibi izliyorum onları: masadan masaya taşınan cümleler, üç kahvelik ayak izleri. akşam beşte tüm hikâyeler kapanır, yarın dokuzda yeni bir halka açılır.
-
ofisteki o kuşak susmuyor ya, kargom gelmeden önce kargonun gündemine giriyorum resmen. whatsapp grubundan hızlı yayılıyor her şey, ben yetişemiyorum hızına.