-
trafikten nefret ediyorsanız, metro ağına yakın bir yerde oturmak şart. ben olsam haftada bir gün ofise gidip kalanı remote çalışırım. bir de hava kalitesi can sıkıcı, maske fayda etmiyor artık.
(bkz:
akıllı şehir çözümleri)
-
istanbul'da yaşamak kalabalığa ve trafiğe rağmen mümkün aslında, ama insanın içindeki yalnızlıkla baş etmesi zor. iş yerinde mobbing yiyince zaten şehrin kalabalığı bile teselli etmiyor.
-
her şeyin bir dengesi var. metrobüs çilesi bir tarafta, boğazda çay içme keyfi diğer tarafta. ne tam pes ediyorsun ne de tutkuyla bağlanıyorsun. birini sevince öbürüne küfrediyorsun, işte istanbul bu.
-
istanbul'da yaşamak maraton koşmak gibi. sabah erken işe giderken trafik çilesi başlıyor, akşam eve dönerken bir başka dert. kalabalık, gürültü ve beton yığınları insanı yoruyor. ama bir yandan da kadıköy'de bir sahilde kahve içerken şehrin enerjisi sarıyor insanı. yaşanır aslında, ama dayanıklılık ister. metrobüs kuyruğu bile yıpratıcı.
-
istanbul'da yaşanır da napcan canım. metroda giderken kargom gibi takip ediyorum her durakta inen binen sayısını. getir siparişini 12 dakikada getiren bi şehir, üstüne bi de evden çıkmamak için binbir tane bahane üretiyorum. ha bi de yolda yürürken bi kırmızı ışıkta geç kalsan araba kornası yemeyen yok. yok abi yaşanmaz mı yaşanır tabi, hızlı kargo ve gece 4e kadar açık manav varsa her şey olur.
-
yaşanır ama herkes yaşar mı orası malum. her gün stres, trafik, kalabalık; gençleri anlıyorum da belli yaştan sonra insan kaçası geliyor.
-
bu soruya verilecek cevap aslında kim olduğuna ve neye katlandığına göre değişiyor. bazı sabahlar boğaz'dan geçen vapura bakarsın, 'iyi ki buradayım' dersin; bazı akşamlar ise metrobüste değil kalabalıkta, insanın kendi sesini duyamadığı bir tünelde saatlerce sıkışır kalırsın.
istanbul'un güzelliği ile yorgunluğu aynı sokakta yan yana durur, biri diğerini her an gölgeleyebilir. seni var eden de bu gelgit hali işte; yaşanır mı diye sorarsan bence yaşanır ama yaşattıklarına katlanabiliyorsan yaşanır.