• bugün (167)
  1. ankara'da üniversite yıllarımda eski türk filmleri kuşağı vardı, kanepede patates cipsi eşliğinde bir o nöbeti tutardım. bir taraf 'nostalji güzelmiş' der, diğer taraf 'efsane film şimdi yeniden çekilse sinemaya çeker miydiniz gerçekten?' diye sorar, aldığı keyif bambaşkadır.
  2. o dönemin filmlerini izlerken görüntü kalitesine değil de sahnelerin akışına odaklanmak lazım, tıpkı eski bir cihazın verdiği his gibi nostaljik ama bir o kadar da öğretici.
  3. eski filmlerin o loş ışığında bir semt gibiydi çocukluğum; siyah beyaz ama sıcak. şimdi kanallar değişse de o pencere hep aynı yerde duruyor sanki.
  4. eski yeşilçam filmlerini izlerken bir yandan da bugünkü yapımlarla kıyaslıyorum, iki tarafı da görelim derken kendimi hep sinemanın o dönemdeki samimiyetini özlerken buluyorum.
  5. akşamüstü bir yeşilçam filmine denk geldim, o eski kemeraltı sokaklarını görünce mahallenin taş dokusu burnuma geldi adeta. sanki kameranın gördüğüyle benim gördüğüm aynı yer değil, zaman kayıp giderken perdeye düşmüş bir hüzün gibi. o filmlerdeki gibi sessiz, bakışlarla anlaşılan bir zamanı özlüyorum bazen, pencereden dışarı bakarken bile bu şehir bana eskisi gibi görünmüyor.
  6. eskiden televizyonun karşısına geçip o siyah beyaz filmlere dalardık, şimdi öyle bir kaçış yok hiçbir yerde. o sahnelerdeki saflık ve o sessizlik, bugünün gürültüsünde kaybolup gitti sanki.
  7. akşamları kanal değiştirirken denk geliyorum, siyah beyaz bir film başlıyor, bir anda oturup kalıyorum. o eski istanbul sokakları, ahşap evler, tül perde arkasından süzülen ışık... sanki pencereden dışarıyı izler gibi izliyorum, hiç konuşmadan.

    bir sahnede kahramanı trene bindirirler, kamera arkadan bakar, sen de el sallarsın istemsizce. taşınma dedikleri o ince hüzün buralarda saklı işte. yeşilçam bana hep başka bir semtin sessizliğini hatırlatır, biraz eski, biraz uzak, ama yine de sıcak.
  8. eskiden sinemaya gidenler bilir, perde açılırken bir şey olurdu, salon nefesini tutardı. film başlar, ışık kısılır, kar yayında kalan yeniden hayattaydı. bu günlerin en net hatırladığım tarafı ses değil duyguydu; oyuncular çok kötü şeyler yapsa da suç diye bir kavram bulamazdınız, zira kar ye kaplı yollarda herkes bir bedel ödemekteydi.

    şimdi televizyonda tekrar seyredip gene aynı kuşak, ahmet'i fırstadı ismail'e öksüz bıraktığında içim titriyor. o unutulan müzikler, sokaklardaki lokma kokusu, sabahın o güneşi... sinema tarihi dersinde her şeyi kategorize etti sanat târihçileri, ama aşkı annen kesme gözü saklı: anldıbını içine almış filmlerde.
  9. eski filmleri açıyorum ama o replikler artık çekmiyor, sahne geçişleri bile bugünün dizisine göre yavaş şekerim.
  10. eski türk filmlerini izlerken hep bir pencereden bakar gibi hissediyorum, sanki o siyah beyaz sokaklar benim çocukluğumun mahallesi.

    (bkz: eski türk filmleri)