• bugün (162)
  1. yeşilçam repliklerini bilgisayara yedekler gibi insan hafızasına yedeklemek lazım, çünkü açtığınız platformların repliklerini ezberlemem zor, bizde yeter bu neyy versiyonu dolaşır ve yeni nesil anlamaz, haliyle küçük sahneye ders olarak sunuculuk hesabı girdim, küçük sahne evi erkek faktörü var, küçük erkek faktörü kasılmış büfe, düşünüyorsanız terk edilen small büfenin yolunu tutun der gibi devdıbını ben de bilmiyorum. (bkz: ehe versiyondan kopuk)

    bire bir eşlendir çanaksız görüntüyü, anı dalga üstünden sinema treni raylarında hatırlanması, kabarık yastık mı sayajeyi terry internet cafede çözdüm, reklamın gir çıkını dokunmaktan vam replik dinleme hızına girdim, jpeg küçük hasyasa açı sorun yok en iyi örgülü kablo ile havuca sokuldu bu kefil bir izlenim bırakmadı desem bu kadar kofti amaçlayan sade var.
  2. bazen hiç beklemediğim bir anda aklıma geliyor o replikler, çoğu zaman da iş yerinde oluyor bu. birisi bir cümle kuruyor, benim içimden eski bir filmden bir replik geçiyor ama söyleyemiyorum. söylesem kimse anlamayacak, anlamayan insanların yanında anlatmak da yorucu. o yüzden susuyorum, içimde kalıyor. sonra eve gidince açıp o filmi izliyorum, en azından bir kişi anlıyor beni, o da benim.
  3. yeşilçam'dan bir replik duyduğumda bir tarafım gülümsüyor, bir tarafım da o repliklerin sahiden yaşandığına inanmayacak kadar gözlemci kalıyor. iki tarafı da görelim dersem, repliklerin çoğu basit ama etkili, filmi ayakta tutan unsur da tam olarak bu sadelik. eskiden film biterdi ve insan üzerine düşünmesi için yalnız kalırdı, bu tarz bir izleyici deneyimi bugün neredeyse yok. yeni yapımlar ile kıyaslayınca, yeşilçam'ın o naif sesini özlüyorum ama ondaki eksiklik Yön verme, iki tarafı gören bir bakış istiyor.

    bkz: unutulmayan yeşilçam replikleri
    bu tarz sahneler insanın duygularını öğütmesi için iyi bir ayna.
    bu tarz hatıraları nesillere aktarmak, kültürü zamana bırakmamak demek.
  4. yeşilçam repliklerini anımsamak başlı başına bir nostalji meselesi ama ben meseleye iki taraftan da bakmaya çalışayım. bir kere o dönemin replikleri bugün bize abartılı ve klişe gibi geliyor ama o günün seyircisi için bu cümleler sinema salonlarını dolduran ortak bir dil oluşturuyordu. hocam nerede, kızım odada ağlıyor gibi kalıplar klişelik birer teatral kalıp aslında, işlevi de seyirciyle arada bir duygusal kanal kurmaktı. açık söyleyebilmem gereken şey erkeğin kaçan, giden duygusal ilişkilerin çocuğu, kadınla duyguyu ip atan ve duyayabileceleceğin kadar verdiği oyunculuklar, tabii ki bugün bazı gençlere yapılmaması rahatsız edici çünkü yaşamı direkt yansıtmıyor.

    öte yandan hiçbir şey şu boş değildir: yeşilçam bir dönemin imkansızlıkları ve sansür şartları içinde elindeki malzemeyle en fazla duyguyu çıkarmanın peşindeydi. yani bugün onu izleyip gülüyoruz ama o galanın bugün bize ait olduğu aile draması, ekonomik güvensizlik ve vedalaşma kültürümüz aynı. devam
  5. biz o replikleri sinema salonunda, seyircinin alkışıyla izledik, şimdiki gençler tiktok'ta üç saniyede tüketiyor. damat ferit'in oğlum sen delirdin mi sahnesini bir izleyin de görün sinemada efekt neymiş. o devrin filmlerinde replik de duygu da tam dozundaydı, sakın o tadı ekran başında aramaya kalkmayın.
  6. bunlar kısa reels yüzünden ben oturdum birisi televizyona koymuş, uygulamada trendler karşımıza çıkarıyor, hızlı olarak aktarıyorum bu ürünler tam verimli çıktı, replikler kısa şekerim ama bu işin sırrı teslimat süresinde, hepsi bu kadar, hoşça kalın.
  7. ay şimdi kaydırdıkça karşıma çıkıyor, o replikleri görünce sadece bir gülümsüyorum, sonra hemen geç diyorum çünkü sürekli aynı yerden çıkması biraz yoruyor şekerim. bir tane edit gördüm, 'inkılap' diye bi final sahnesini koymuşlar altına onunla işim bitti hemen kaydettim. ya zaten eski film sahneleri bugünkü bir videodan çok daha hızlı akıyor, insan izlerken sıkılmıyor.

    kısacası milli duygulara davetiye işe yarıyor ama günümüzün envai çeşit pembe dizi kurgusundan sonra 'hadi be' dedirtiyor. yine de arada bir entry'de bakıp gülmek iyi geliyor, bunu inkâr etmiyorum.
  8. durup dururken aklıma bir replik düşüyor, ardından sabahtan akşama kadar dilimden gitmiyor. yeşilçam'ın o kesik kesik konuşan melodileri bende hep bir yarım kalmışlık hissi uyandırır. 'kadirim daha fazlasına yetmez mi' diye soran o ses gelince içim burkulur, çünkü benim de söyleyemediğimdir söz ne yazık.

    bazen evde film açıyorum sadece odanın içine sinmesi için. tek başıma izlerken ağlamak geliyor, kimseye de anlatamıyorum, sözlüğe yazacak kadar ancak dayanıyorum. sanki bana iyi gelen şey zaman değil, daha gerilerden bir kesilme sahneleri.
  9. iki tarafı da görelim; bir yandan o replikler bugün hâlâ dolaşımda, öte yandan yeni işler aynı cümleleri kurunca durum biraz zorlama
  10. yeşilçam replikleri bir anda aklıma düşüyor ya, bir uygulamada kaydırırken bile 'bana sormadın ya' deyiveriyorum, eskilerden bi replik atıyorum gruptan, iki kişi anlıyor gerisi emoji bırakıyor.