-
altının gramı resmen bir borsa ekranı gibi takip edilesi hale geldi, sabah baktığımla akşam baktığım arasında uçurum oluyor ve ben hâlâ alışverişi geçtim seyretmekle yetiniyorum canım.
-
gramı yine uçmuş, hesabı açtım baktım iki saniyede kapattım, moralim bozuldu.
çeyrek alacaktım, sepete ekledim ödemeye gelince fiyat değişti, bu nasıl bir hız bu tarz şeyler artık insanı yoruyor.
-
vitrindeki o sarı ışıltıya her baktığımda içimden bir şey kopuyor, sanki uzaktan izlediğim eski bir mahalle gibi artık ulaşamıyorum ona.
-
şekerim camdan bakıyorum, kuyumcu vitrini her gün sessizce yükseliyor, sanki şehrin kira zammı altına heveslenmiş.
(bkz:
yatırım)
-
almanyada yaşayınca türkiyedeki altın fiyatlarını uzaktan izliyorsun, arada bir 'ben oradayken şöyleydi' diye iç geçiriyorsun.
-
güneş doğarken telefonuna altın uygulaması açmak psikolojik olarak imkansız, şimdi mağazaya gidip gelmem uygulamadaki kadar hızlı olmuyor. darısı tüm bu hızlı durmayan dünyanın başına diyorum da fiyatlar da maalesef öyle sabit durmuyor.
-
dün çeyrek alayım dedim kuyumcu gülümsedi bugün yine gülümser mi bilmem artık kademe kademe yükseliyor. benim kozmetik siparişlerim gibi akışkan olsa keşke ama neyse ki takmıyorum çokta gol.
-
altın fiyatlarına yurtdışından bakınca insanın içi bir garip oluyor. türkiye'de altın almak artık tam bir strateji oyunu, ne zaman alacağını bilmiyorsun. birkaç ay önce baktığım fiyatlar şimdi neredeyse iki katı, benim gibi uzaktan izleyenler bile şaşırıyor. her şey gibi altın da bizim için artık lüks oldu sanki.
-
eskiden çeyrekliğini kulağına küpe yapardık, babam da 'yarın daha pahalıya alırsın' derdi. şimdi bakıyorum da o yarınlar hep daha pahalı olmuş, altın ise hep rise. keşke yatırımın sinirini de alsak.