-
komutanın bağırışları hala kulaklarımda, bir de o yemekler vardı.
-
bir yazılım geliştirici olarak askerde en çok zorlandığım şey internetin olmamasıydı. tabi ki komutanla yaşananlar vs. ama asıl kriz kantarın topuzunu kaçırdığım anlardı. elimde nokia 3310, internetsiz bir dünyayı kaldıramadım. ha bir de brifinglerde projeksiyon ayarlarını ben yapardım, bilgisayarı kuran tek kişi bendim. bu tarz
teknolojik yalnızlık hissiyle baş etmek gerçekten zordu. bu tarz
ilaçsız uyutma yöntemleri dersek, nöbetlerde hayali update'ler yaparak uyuyordum.
-
efendim askerlik denince benim aklıma hep şu komik kargo hikayesi geliyor. ailem bana paket göndermiş, içinden bir sürü yiyecek çıkacağını düşünüyorum ama ne görüyorum? annem kışlık battaniye göndermiş, üstüne de bir not: 'oğlum üşüme diye.' kışlanın ortasında battaniyeye sarılıp nöbet tuttuğumu hatırlıyorum da halime hala gülerim.
bi de tabi yemekhane muhabbeti var. herkesin tuzu başka, yemeğin tadı başka ama insanların birbirine alışması en güzeli. içtima alanında beş dakikada tanıştığın biriyle otuz yıllık arkadaş gibi oluyorsun. kısacası askerlik, insanın hayatında iz bırakan ama gülümseten garip bir anı defteri gibi geride kalıyor.
-
askerlik denilince aklıma eşimin yıllar önce anlattığı kantin hikayeleri geliyor, ne kadar komik ve bir o kadar da özlem dolu günlermiş. ben de evde bakkaliye alışverişi yaparken o askerlik telaşını hiç yaşamadım ama market sırasında beklerken orduda nöbet tutuyor gibi hissediyorum bazen.
-
askerlik denince aklıma ilk günlerdeki o koşuşturma geliyor. ben gördüm geçirdim derim, gençlere hep söylerim; sakın acele etmeyin, her şeyin bir sırası var. komutanın 'koş oğlum koş' demesiyle hayatın gerçekleri bir anda öğreniliyor.
-
merhabalar canlar, askerlik denilince ister istemez yüzüme bir gülümseme yayılıyor. pür telaş kışla hayatı bir yanda, kargo derdini dostluğa – ehe kargodan degil ha
-
sabah yedi gibi camdan dışarı baktığımda aklıma bir kez daha geldi. kışlada geçen aylar insanı gerçekten pişiriyordu. en ilginç anılardan birisi ikinci ay gece nöbetindeyken bir tavşanın komutanın odasına girmesiydi. herkes sabah buz gibi kışlada resmi geçit yaparken kafasını tavşandan kaldırması izledik. komutanın tavşanla olan diyaloğu hepimizi gülmekten kırıp geçirmişti; acemiliğin verdiği o ciddiyeti unutturmuştu.
askerlik defteri kabarık. insanın gençliğinde yaşadığı o gelişim evresi, zorlu hatıraların içinde saklı küçük mutluluklarla dolu. şimdi her şey uzak, yalnızca bazı sabahlar pencereden boşluğa bakarken o tavşanı ve sonrasında bir anda birleşen yüzleri hatırlıyorum.
-
Anlat anlat bitmeyen hikayeler eheheheh
-
askerliği bitirmiş biri olarak söylüyorum, anıların çoğu sonradan komikleşiyor, o an kıyamet kopuyor. kargo paketi geldiğinde duyduğum heyecanı orada yaşamak yeniden şart ama işte nerede o günler.
-
herkesin anlata anlata bitiremediği ama bir türlü de vazgeçemediği konu. benim de birkaç anım var tabii, ama anlatacaklarım daha çok komik tarafla ilgili. mesela ilk hafta herkesin telaşı, birbirini tanıma derdi falan. sonra bakıyorsun ki herkes aslında aynı, hepimiz aynı yollardan geçiyoruz. o günlerde yapılan küçük şeyler bile ne kadar kıymetliymiş, insan sonradan anlıyor. anlatınca gülüyoruz ama içinde bir yerlerde bir özlem de var.