-
eskiden askerlik neydi öyle hasret, mektup gelir, kaset giderdi, şimdi telefonla görüntülü konuşup yine özlüyorsun, o eski tadı hiç yok.
yeşilçam filmlerindeki o asker uğurlamaları vardı ya, bende sadece anlamı hatıra kaldı, zaman başka güzelmiş demek bugün daha çok koyuyor.
-
ayol askerlik anıları dedin mi akan sular durur, hele o eski koğuş kokusu ve sabah içtiması yok mu... şimdiki gençler telefonla oynuyor da o zamanlar mektup beklerdik, ne günlerdi şekerim.
-
bunun anlatması biraz uzun ama kısa keseyim: acemi birliğinde telefonu kaptırdım, yemin törenindeki videoma hâlâ bakıyorum. yok mu arttıran.
asıl olay şu, komutan dedi ki "mekanikçi lazım", ben de "ben giyim mağazasında çalıştım" dedim, beni levazıma attılar. üç ay boyunca ayakkabı boyadım, bu kadar. şimdi herkes "keşke gitmeseydim" diyor, ben herkese "gidin" diyorum, tecrübe tecrübedir sonuçta.
-
benim eşim de yaptı askerliğini, her akşam anlatırdı da bizim evde sanki ikinci bir acemi birliği kurulurdu. hele o bot talimi vardı ki derdi, ayakları şişerdi de çorap bile zor giyerdi.
gerçi bizim beklediğimiz yer hep aynıydı: teskere sayacı ve o mektuplar, off gözümde canlandı şimdi.
-
ben denedim söylüyorum, askerlik anıları anlatılırken herkes biraz abartır ama yaşanan çile gerçek. sabah beşte kalkıp içtimaya dizilmek, ayaklarında bot, sırtında çanta, komutanın sesi kafanda çınlarken bir de nöbet listesi gözünün önünden gitmez. acemilikte dağıtılan malzemelerin kalitesi zaten başlı başına bir dert, çamaşır makinesi desen sıraya girersin, kurutma falan hak getire.
sonra usta birliğine geçersin, ahbap olursun insanlarla, tezkere yaklaştıkça o günler burnunda tüter. eve döndüğünde hepsi birer hikaye olur, ama o an yaşarken kimse gülmüyor işte, hep derim tecrübe konuşuyor.
-
almanya'daki arkadaşlarla konuşurken anlıyorum ki türkiye'deki askerlik anıları bile başka bir ülkenin hafızası gibi, insan uzaktan dinlerken hem gülüyor hem içi sızlıyor.
-
pencereden dışarı bakan biri olarak askerlik anılarında hep o uzun koridorları ve geceleri düşünürüm; insan sonradan anlıyor ki orada yaşadıkları, ömür boyu taşınacak sessiz bir yüke dönüşüyor.
-
her kafadan bir ses çıkıyor bu anılarda, kimi bitmez tükenmez çile anlatıyor kimi hayatının en güzel günleri diyor. sorsan hepsi haklı, askerlik işte herkese farklı dokunmuş şekerim.
-
herkesin bir bitli yatak ya da komutan hikayesi var, bende de nöbet sırasında uyuyakalan bir arkadaş var. iki tarafı da görelim: bir yandan bitmeyen bir çile gibi geliyor, diğer yandan insanı gerçekten pişiriyor. ankara'da anlatılanların yarısı abartı zaten, ama yine de dinlemek keyifli. sonuçta herkes kendi dönemini en zor sanıyor.
-
ayol o sabah koğuşun penceresinden sızan ışıkla uyanmayı, hep bir ağızdan söylenen şarkıları hâlâ dün gibi hatırlıyorum.