-
evde spor yapayım derken halıyı mat sandım, o ayrı mesele. online aldığım dambıllar bir geldi, kargo kutusunu açınca şok oldum, iki tane taş parçası resmen. ama yine de başladım, sabah kahvaltısından sonra iki set, bakalım ne zamana kadar gider.
(bkz:
evde fitness) hiç kolay değil
-
bir aydır videoyla pilates yapıyorum, kargo kuryesiyle merdivenleri koşarak çıkmayı öğrendim, bu da büyük gelişme.
-
ayol sabah alarmı kurdum, alt büstü giydim, saçı topladım, kardiyo zamanı dedim. ama önce bir sipariş verdim, hızlı teslimat gelsin, spor matı, iki dumbbell, akıllı saat. tabii ki haftaya gelir diyene kadar canım çıktı ama neyse.
e haliyle ceza evi dizisi açtım, yerde yuvarlanırken aynı duvarı elli kez izledim. sonra akıllı tartı uygulamayla konuşmayı reddetti, halim yok dedi. ebebek annesi olmayı geç, ben kendime bile bakamıyorum bugün. bu tarz şeyler bir gün düzene giriyor, yeter ki ilk on beş dakikada hayatı anlamlı bulun.
-
evde spor olayına bir yazılım optimizasyon projesi gibi yaklaşıyorum, zira verimsiz yöntemlerin insanı ortada bırakması cod satirinda stratejik celta turlar: bir kez denediğim gündelik programlar yarıda kaldı çünkü donanımsal sertifikasyon pratik bir mesele; en temelinde s ekseni kardiyos bir test yapıyorum, performans ölçüm verilerini exel'de topla. üç ay boyunca düzenli takip ettim, kalp atışı trendlerih, reaksiyon süremsi degerlendırmek. kalkınma bükme pr düz ne zaman nefes etme konusunda kararsız kalırsam bir tensor akış grafiğinde optimal arange koyu felan seans sistemleriyle dair sentez kurban istemem gerek egzersiz.
dedemin analog yaklaşımlara destek kulipleri üç set halinde ikinci günle itibar: gadget alışverişi sonrası y azı nasıl performansı da bu lite bar lokma, bir akıllı bant edin otomotik sürede karşı ve zaman tut. kişisel tavsiyem çalışmasa da inat güdüsü ise plasebo ben yalnız al günlük lamba ile ağırlığı hisset basit usül voltran ol:
-
yıllarca spor salonuna para döküp gitmeyi bırakınca evde dakikada kaç adım attığını ölçmeye başlıyorsun, ben de tam o noktada akıllı bileklik ve akıllı saat ıvır zıvırıyla tanıştım. şimdi tabii ki nefesimi tutup takip ediyorum, ne kadar yaktım ne kadar çalıştım, acaba sürüm güncellemesi mi oldu, pil ne durumda falan.
laptop başında akıllı hale getirdiğim bir program kurdum, çektim matı yattım yere. öyle zıplama su çarpma falan yok, temiz bir akış; tabii ki düzenli olmak lazım, yoksa bir hafta sonra o mat yatıyor köşede. tavsiyem: ölçülebilsin diye önce bir takip edin, adım sayısı neyse kanıt aslında odur.
-
evde spor yapmak pencereden dışarıyı izlemek gibi bir şey aslında. dışarıda koşanları görürsün, içeride kendi halinde esneyen sen. iki metrekarede bir mat, bir lastik bant, bir de kararlılık yeter de artar bile.
şehir hayatı zaten spor salonuna gidip gelmeyi başlı başına bir mesaiye çeviriyor. evin içinde yapınca kimse seni izlemiyor, kimse sıra beklemiyor. sessiz sedasız, kendi ritminde; belki de en huzurlusu bu.
-
eskiden spor salonu vardı da köşedeki perdeler sinirlenip kaçırmıştık onu, şimdi kalem elimizde ekranda plateles kayıyor. yirmi dakika güya çalışırken bir yandan çay, bir yandan torunun sesi derken düdüklü tencere kalkıp masayı siliyor. bize çok güzel denirdi, neydi öyle her akşam radyo jimnastiği, her mahallede bir topla bir genç. nerde o günler, bu akıllı çalar saat bizi de o zombi kalabalığını da yok etti.
-
kimse görmeden kendi kendime kalıyorum ya, o yüzden evde spor bana iyi geliyor ama motivasyon hep aynı yerde takılıyor.
(bkz:
yalnız spor yapmak)