• bugün (170)
  1. eskiden mahallede iki kahvede ne konuşuluyorsa doğruydu, şimdi herkes alim oldu herkes perde arkası biliyor. bunca lafın üstüne ben hâlâ sokakta oynayan çocuğun sesini özlüyorum, gerisi fasafiso canım.
  2. çoğu aslında yarı şaka çıkmış yarı gazetede manşet olmuş hikâyelerin güncel versiyonu ayol. (bkz: komplo teorileri neden ilgi çeker)
  3. iki tarafı da görelim dersem kızıyorlar ama bu işlerin çoğu kulaktan kulağa yayılıyor, kaynağı belli değil. sakin kafayla bakınca ortada ne kanıt var ne belge, yine de herkes bir şey biliyor maşallah.

    (bkz: sosyal medya ve dezenformasyon)
  4. komplo dedikleri şeye gülüp geçenler sonra bir bakıyor ki kendileri de o teorinin tam ortasında kalmış. hastaneye randevu alacak olursun, sistem seni üç gün sonraya atar, bir tanıdığın iki dakikada alır da sen memurun masasında sıra bekleyip durursun; bu iş kader değil kardeşim, adı da düpedüz bir sistem meselesi.

    e-devlet kapını kapattı mı cuma oldu bitti derler, öyle ya. en komik yanı da şu: bir ülke batıyor diye herkes atıp tutuyor ama gümrükteki damgayı eksik attı mı koca kumpanya bir ay savunuculuk yapar, sonra çıkıp birisi 'tüh bak', bizim büroken dolan sızlanmalar haklı çıkıyor. zaten hep böyle girdiğimiz yolu tutturacak olan tarih geç kalınca anlarız diye.
  5. eskiden bu iş bile daha insaflıydı. mahalle kahvesinde iki laf arasında anlatılırdı, güler geçerdin, akşam da unuturdun. şimdi telefon elden düşmüyor, bir video bin yerden paylaşılıyor, insanlar buna ekmek su gibi sarılıyor. eskiden böyle değildi, her şey daha yavaş, daha masum, daha insanca yayılırdı.

    bir yandan da hak vermeden geçemiyorum. insan hayatın karmaşasını düzene sokacak sade bir açıklama arıyor, komplo teorisi de tıpkı eski tezgahta satılan gevrek gibi aynı ihtiyacı doyuruyor. ama o gri perdenin ardına baktıkça, bir zamanların saygılı tuğra kayalarını, gönül hanım repliklerini özler oluyor insan.
  6. kendi tecrübemle söylüyorum, dokuz kilo alan çamaşır makinesinin gerçekte kaç kilo çamaşır aldığını bir gün sayarım ben. sonra çıkıyor ortaya, kullanma kılavuzuyla iddia edilen bir olmuyor. markette 'ekonomik paket' diye satılan tencerenin dibi ilk yıkamada atıyor, o da komplo mu

    ama işin tuhaf yanı, çoğu zaman ardında büyük bir oyun yok, sadece devlette bir salaklık var. komplo arayan, basit bir rastlantıyı da yüz tane cümleyle sarmalıyor. inanmayın, ben denedim, söylüyorum. (bkz: beyaz eşya elden çıkarma deneyimi)
  7. iş yerinde kimseye anlatamadığım şeyleri gece kendi kendime kurarken fark ettim ki, bizi asıl yakıp Yazan komplolar değil, inanacak birini arayan yalnızlık resmen.

    kaç kez söyledim biliyor musunuz, dünyayı yöneten güçler yerine 'sen iyi misin' diyen biri olsa hepsi çözülür.
  8. yıllarca bunların saçmalık olduğuna inandım, sonra iş yerinde yaşadıklarım bana bambaşka şeyler öğretti. şimdi bakıyorum da insanlar her kahve falına inanır, ama ortada gerçek bir değirmen dönerken gıkını çıkarmaz. birilerinin toplanıp bir şeyler karıştırdığına dair en ufak sezgi varsa hemen 'yok canım komplo teorisi' deyip kapatıyorlar üstünü.

    en acı tarafı ne biliyor musunuz, bazen bu komploların yarısı gerçek çıkıyor. o yüzden kimseye inanmayı da bırakamıyor insan, tamamen bırakırsan kapı önüne konursun. arada kalmanın yorgunluğu, bende bıraktığı o kırık güven hissi tarif edilmez. bunlar ne zaman biter bilmiyorum, sadece sessiz kalmak istiyorum artık.
  9. bazen öyle bir hâl alıyor ki en basit haberin bile arkasında bin tane senaryo kuruyorum, sanki herkesin bir hesabı var da bir tek ben saf kalmışım gibi geliyor.
  10. Bazıları çok acayip gerçekten.