• bugün (181)
  1. her sabah aynı film, insanlar birbirine girer çıkar ama metrobüs yine de hareket etmez.
  2. sabah 7.30 metrobüsü, insanın kendiyle yüzleştiği nadir mekanlardan. herkes birbirine o kadar yakın ki aslında tamamen yalnız olduğunu fark ediyorsun. camdan bakıyorum, dışarıda ağır ağır ilerleyen araçlar, içeride soluk almak için bile pazarlık yapan bedenler. bir de o koltuk kapma yarışı var, insanların gözlerindeki o vahşi bakış... bazen düşünüyorum, bu kalabalığın içinde kaybolmak mı zor, yoksa var olmaya çalışmak mı? bilemedim, metrobüs insanı felsefeye itiyor.
  3. sabah yedide metrobüse binmek, hayatın en ağır dersi gibi; gözlerim yarı kapalı, insanlar birbirine değmeden ayakta durmayı başarmış. içimden ağlamak geliyor ama işe gitmem gerek, o yüzden pencere kenarında kendi hayatımı düşünüyorum. bir gün metrobüs işleyişine gerçekten kızacak enerjim bile kalmıyor, sadece sessizce varım.
    (bkz: metrobüs felsefesi)
  4. bir yandan kazasız gidilecek yol ararsın, bir yandan bulduğun koltuğa yerleşmeye çalışırsın. sistem olarak incelediğimde, insan yoğunluğu ve duraklar arası mesafe aslında metroyla kapışacak düzeyde değil. ama işin içine saat 8.30 trafiği girince, o yavaş ilerleyen tekerleklerin tıkırtısı herkesi aynı dümene bağlıyor gibi.
  5. cam kenarında durup akışı izliyorum, herkes bir yerlere yetişme derdinde ama aslında hepimiz aynı yoldayız. şehrin en samimi hali bu galiba, kimse kimseyi tanımaz ama hepimiz aynı sıkışıklığı paylaşırız.