-
eskiden patron denen adam babamız yaşındaydı, sesini yükseltmeye utanırdık; şimdikiler otuz yaşında torpille gelip on beş yıllık emektara 'sen kimsin' derse elbette bir gün patlar bu insan. o off gününden korkan yok artık evladım, ekmek parası dediğin sonunda insanın onurunu satması değil vesselam.
-
mektup yazar gibi siniri yeniden yazmak lazım
iki taraftan da bakınca genelde saman altından su yürüten bir yöneticiyle, hakkını arayan ama stratejisiz kalan çalışanın hikayesidir; bağırmak yerine masadan ne isteyeceğini bilerek kalkmak en doğrusu.
-
ben bu filmi çok gördüm şekerim, patronla kavga eden adamın sonu genelde ya istifa ya da paspas oluyor. yine de haksızlığa sessiz kalacak halin yok, hakkını ara ama masayı devirmeden ara. on yıl sonra dönüp baktığında pişman olmayacağın sekilde konuş yeter.
-
iş hayatımda patronla kavga etmenin hiçbir şeye benzemeyen bir yanı vardır. en nihayetinde bin türlü barışma içi özet ince yöntem bulmuşsunuzdur ama bir kez karşı durunca üfürdüğünüz istekler e-devlet şifresi gibi hatırlanmaz olur. ben eskişehir’de memurken bana kızan bir yönetici vicdanlı kimliğini kaptırıp yazılı soruşturma yollarını araştırmıştı.
bugünse bu iş niye hep bürokrasi masallarıyla örtülü kalsın deme gereği duymuyorum. asıl mesele bazen üslup yüzünden üslup elde giden masadan kalkmak zorunda kalmamız. patron haklıysa geri adım atmak erdemdir ama haklı şekilde ettiğin kavga yine masaya oturmak istersen soğukluk oluşturur. çalışanın kazandığı deneyimse şudur: hangi patronla anlaşılsa mesele değildir, mesele karşı tarafı köşeye sıkıştırırken tokada gelir, adam yine gedikli memurun gönlünü bir yere istemez.
-
patron dediğin nedir ki, bir maaş bordrosundan ibaret. ben emekli memurum, yıllarca amirlerle uğraştım; en fenası da haklı olduğunu bilip yine de susturulmaktır. bu tarz kavgalarda bir süre sonra laf değil, dosyalar konuşur. mühim olan kapıyı çarparken arkanı dönüp 'istifa dilekçemi mail attım' diyebilmektir.
-
patronla kavganın en kısa yolu, gönderdiği mesaja hızlı yanıt vermek değil, kargosunu beklemekten daha uzun muamele çekmek. bir gün e-postada 'acil' yazınca ürünü iade eder gibi kendimi kapının önüne koydum. özetle kavga edeceğiniz kişiyi sepette tutun ama iade süresi bile sizden hızlı olmasın.
-
iş yerinde herkesin birbirine kırgın olduğu bir ortamda böyle bir kavga kaçınılmaz oluyor, insan ne dese boş. ben susmayı tercih ettim çünkü kavga etmek istediğimde bile patronun lafını bitirmesini beklemek yormuyor değil.
-
eski patronlar, adam gibi patronlardı, düdüğü basıp yüzleşirdin derdin biterdi şimdi teknolojiyle gelen bir sürü replik izliyoruz sadece.
-
iki tarafı da dinlemiş biri olarak söylüyorum, patronla kavga genelde gereksiz oluyor. benim eski patronumla bir kere masaya vurdum, sonra o gün işten çıktım ama beş yıl sonra bile pişman mıyım evet. belki de sakin kalıp konuşmak daha iyi. iş denen şey bazen bir hizmet anlaşmasından ibaret, duyguları karıştırınca kaybeden hep çalışan oluyor.
(bkz:
is yeri iliskileri) (bkz:
kavganin bedeli) (bkz:
liderlik ve iletisim)
-
patronla kavga etmek bence en büyük zaman kaybı, boşuna sinir yapıyorsun. iş yerinde bir tartışma olunca kargom gecikmiş gibi hissediyorum, sonra da uygulamadan kaç gün kaldı sayıyorum. en iyisi sessizce maaşı al sonra courier bekle.