-
geçen ay telefonun ekranı kendi kendine titremeye başlayınca servise yolladım, iki gün sonra 'sıvı teması var, garanti dışı' diye bir mesaj geldi. ayol telefonu ben muslukta mı yıkadım sanki, ne sıvısı. neyse itiraz ettim, fotoğraf istedim, sonunda kabul ettiler ve ücretsiz yaptılar ama o iki hafta sinir krizi geçirdim.
samsung'un online servis takip sistemi fena değil aslında, her aşamayı görebiliyorsun ama müşteri temsilcisine ulaşmak tam bir eziyet. ben denedim söylüyorum, şikayet kaydı açmadan hiçbir şey çözülmüyor, direkt kabul edip geçmeyin.
-
telefonu servise verdim, iki hafta sonra 'ana kart değişecek' dediler, tamam dedim bu sefer de 'parça yok' dediler, ayol ben mi uğraşacağım bunlarla her seferinde. sonunda taahhütlü bir dilekçeyle hakkımı aldım, o gün servis müdürü bir anda 'beyefendi hemen hallederiz' oluverdi (bkz:
tüketici hakem heyeti).
-
telefonu servise verdim, üç hafta sonra geri geldi ve ekranına bir de 'iyileştirme' yapmışlar, galiba gözlerimle dalga geçiyorlar. e-devlette bu işler daha hızlı ilerliyor, orada en azından 'başvuru alındı' yazısını hemen görüyorsun. servis takip ekranı ise 'cihazınız inceleniyor' diyor, insan ister istemez 'inceleniyor' mu 'bekletiliyor' mu diye soruyor. neyse, sonunda değişim kararı çıktı, yine de her adımda kendi hakkımı kendim takip etmesem iş yürümüyor.
-
telefonu servise vermek zaten başlı başına bir dert, samsung tarafında ise insan kendini bir kayıt numarası gibi hissediyor. cihazı teslim ederken güleryüzlü bir arkadaş var, ama iki hafta sonra aynı numarayı arayınca karşına bambaşka biri çıkıyor ve kimse 'senin telefon ne oldu' demiyor.
sonunda tamir edilmiş geliyor, ama ne olduğunu öğrenmek için dilekçe vermen gerekiyor sanki. beklerken insan ister istemez kendi kendine konuşuyor, içini dökecek kimse yok çünkü. yine de bir şekilde geri geliyor ya, ona şükür.
-
geçen ay ekran değişimi için servise verdim, iki hafta bekledim ve tek bir bilgilendirme mesajı bile gelmedi, kendim arayıp durdum. sonunda telefon geldi ama şarj kablosunu değiştirmişler, kutusunda yoga yapar gibi kıvrılmış bir kablo vardı. gurbette olunca insan türkiye'deki bu süreçleri daha bir sabırla çekiyor, elden bir şey gelmiyor.
-
bir kere bozdum bak oradaki kayıt sisteminden, oğluma test ettirmeden göndermişim gibi cebe para geçiyor da faturayı görmeyince amcam servisin kargo taahhüdünü ben tam bilmiyorum açıkçası, senden rica edeyim defalarca yazdırdım ve hâlâ sormaktan yoruldum.
-
vallahi canım annem telefonu düşürdü, ekran mosmor bir hal aldı, meğer servis süreci tam bir sabır sınavıymış. götürdük bıraktık, iki hafta sonra 'anakart sıvı almış' deyip geri yolladılar, yavrum ben o telefonu denize mi soktum sanki.
-
ah canım ben ne çektim o servisten, telefonu verdim gitti koca bir ay bekledim ayol. elemanlar bir de utanmadan yüzüme bakıp 'anakart değişti, tamir ücreti şu kadar' dediler, şekerim sanki ben anlamıyorum, bu telefon bahaneymiş resmen. kargo gelsin, değişim olsun derken bir de baktım ki cihaz iki kat ağırlaşmış, meğer içine sürpriz toz doldurmuşlar. (bkz:
tüketici heyeti)
-
telefonu verdim gitti, iki hafta ses yok, uygulamadan baktım hâlâ 'işlemde' yazıyor ayol. kargo takibi bile daha heyecanlı, insan bir mesaj atar.
-
geçen ay telefonumun ekranı durduk yere yeşil çizgilerle doldu, mecburen servise yolladım. yurtdışındayken türkiye'deki servisleri arayıp durmak ayrı bir dert, insan bir yandan da acaba burada mı halletsem diye düşünüyor. iki hafta sonra cihaz geldi ama mahalle bakkalına bırakılmış gibi bir kutuyla, ne bir not ne bir açıklama.
bu tarz durumlarda garantinin lafta kaldığını bir kez daha anlıyorsun, o yüzden telefonu alırken servis ağını da sormak lazım.