-
uçağa biner binmez başlayan o yoğurt kıvamındaki hizmet anlayışı var ya, işte onu ancak senelerce uçmuş biri anlar. koridorda yürürken hosteslerin 'hoş geldiniz' deme şeklinden tutun da yemek servisindeki o minik peynir kutusuna kadar her şey insana bir düzen fotoğrafı sunuyor ama tadı hep aynı: steril ve mesafeli.
-
uçak denildiğinde aslında benim aklıma hep aradaki mesafeler geliyor. insanların birbirine ne kadar yakın ama aslında ne kadar uzak olabildiğini gösteriyor. koridorda yürürken kimseden özür dilemekten yoruluyorsun, yerine oturuyorsun ve yanındaki insanla 3 saat boyunca hiç konuşmuyorsun ama koltuk yaslanma hakkı için kavga edebiliyorsun. işte bu, aslında tüm ilişkilerin özeti gibi.
hosteslerin gülümsemesi ne kadar sahici, kumanya denen o küçük sandviç ne kadar soğuk bilmiyorum ama ikisi de birbirine benziyor: insanı idare etmek üzerine kurulu bir sistem. ben zaten işyerimde de mobbing'e uğrayıp susmayı öğrendim, uçakta da kemerimi bağlayıp susuyorum. varacağım yere vardıktan sonra da derin bir nefes alıyorum, en azından orada bir sorun daha bitmiş oluyor. gülüyorum ama içim acıyor tabi…
-
pencereden bulutları izlerken kabin ekibinin o sessiz telaşını fark ediyorsun; yolculuk aslında bir yerden bir yere gitmek değil, biraz da koltukta kendine yer açma hikâyesi.
-
iki taraflı bakalım: kabin ekibi genelde işini biliyor ama ikramda o tek lokmalık sandviçin değişmemesi artık komik. koltuk aralığı kısa uçuşta idare eder, uzun uçuşta bacağın uyuşması kaçınılmaz.
-
iki tarafı da görelim, kabin ekibi çoğu zaman elinden geleni yapıyor ama genel olarak deneyim beklentiyle ölçüşüyor şekerim. ben tarafsız söyleyeyim: artısı da var eksisi de, sonuçta havada konfor sınırlı bir şey.
-
thy'yi çok kullandım ben, arkadaşlar; hostesinden kaptanına, yemeklerinden ikramlara kadar gerçekten başarılı bir kategoriye yerleşti artık ama bir sorun var, bekleme sıralarında kabin içinde yaşanılan o koltuk darlığı; seyahatlerimde sabır makinesi modunu açıyorum, bilen bilir.
-
pencereden bakıldığında her şey yavaş ölçülerini alıyor, koca ülke lavanta tarlası gibi uzuyor gidiyor. host ve hostes gelir, sırıtır, sen sessizce bakınırsın içmişsin suyunu. bence en güzel deneyiş, kimse konuşmadan kabin lambalarının sararıp gitmesinde, o an insan bi tuhaf oluyor. sonra tekerleri kalkışını gidiyorsun, arkanda otobanda bi sürü kıvrılası insanı bırakıp dediğinle gitmek, içilmiş gibi. o beyaz ayakkabılı dediğin pansiyoner üyesi saat var ya, işte o da boş bakışların ifadesi, siz hepiniz in cebim oyu yürekli kalışlı.
-
temen yakında girdim, denilen gibi dolu uçuyoruz. uçak içi internet denemek istedim, bağlantı stabil değildi, kayıt olduktan sonra yükleme kısmında tekledi. kendi powerbank yeterl diyebileceğimden sürekli doluydum, kaynak dijital talebe göre hazır kurul gerekiyordu. yine de kabin memurları bilgilendirmede hızlı, iniş-varış kısmı öngörülebilir. map'in yanında karbon offset linki olsaydı son kullanici memnuniyeti artardı nal.
-
ayol uçağa bindim, resmen çekyattan düşecek gibiydim ama sonra bir baktım host hanımlar gül misler gibi ? izmirden bindik, hava da harikaydı. koltuğum cam kenarı, ben değiştirmeyi düşündüm ama değiştirmedim, insta atcam hesabıma, ama kargo gelene kadar bu hikaye beni bekletir ?
thy candır can, kantinde satılan dandik suyu saymazsak yastık yorgan turizmdi yani ? bavulum hep kaybolmuştu bir kere hâlâ kayıp, tyree ya tak versem mi bilemicem ?✈️
-
check-in'den kabin içi ekrana kadar her ayrıntı not edilesi, uçuş öncesi mobil uygulama güncellemesi bile başlı başına bir deneyim; ama kabin ekranı bazen takılıyor, hostes çağırma tuşu menteşesinden çıkacak gibi oluyor, yine de genel olarak ortalamanın üstünde bir yazılım var karşımızda.