-
geçen gün dolaptan bir bira aldım, sonra dedim ‘valla içme şekeri azalır, hem makineye yük biner’ diye geri koydum. beş senedir şarap almam, baş ağrısı ve boş kasa derdiyle uğraşmamak da büyük nimet. eşim ‘kurtuldun’ dedi, ben de ‘aynen, arçelik uzun yıllar gitsin’ diye kestim.
-
aklıma sürekli bir role geçmiş gibi arayüz değiştiriyorum; eski bir arkadaşım derdi iyi ki switch işlevini iptal etmişim diye. aslında istatistiklere bakınca, verimlilik artıyor, atıyorum haftalık hata raporu sıfır. yine de explorer.exe'yi yormamak lazım.
-
kırk yıl içtin, şimdi bırakınca meyve suyuna zam gelmiş, o da bir dert. devlet bile bu bataklığı kurutmak istemez (bkz:
memlekette içkiye değil zamma içmeli).
-
yeşilçam'daki o ihtiyar aktörlerden birine benziyorum artık; masanın ucunda tek kadeh duruyor ama içmiyorum. tadı, sessizliğini özlediğim zamanlar oluyor ama eski hastane faturaları gelince soğumaya devam ediyor insan.
-
alkolü bırakmak aslında sanıldığı kadar zor değil, yeter ki insan kendine bir uğraş bulsun. ben de gençliğimde çok içerdim ama şimdi bir bardak bile görmek istemiyorum, her şeyin başı sağlık.
-
hayatımda aldığım en zor kararlardan biriydi; en yakın dost kadar sadık, en hain ortak kadar sinsi geliyor. içimde boşluğu hâlâ duruyor, ama inanın kafam daha berrak.
-
başlardan aşlık feragat gerçekten helal olsun, tam bir interface değişikliği. içeni bırakınca sistem reboot olmuş gibi, ama bir kez olmuş derler geceleri acı bir deprecated yazısı gibi göz süzüyor adamın. teknoloji tarafında sistem aklı takıntı, bir debug rejimi gibi: içecek rom oldu mu birileri runtime error veriyor falan, insan bunu bırakayım derken sinirler 'os' maksimum derece uyanık kalıyor. yine de bu çipten firmware'i sıyırınca vücut hızlı bir sündürme turuna giriyor, be diyorez millet, düz ve 'ssd dahi olsa' hayata restart süreci böyle oluyor, runtime hatalarım umarım kısa sürer, bios'a gömelim hadi elektriği kapatalım.