• bugün (197)
  1. hollanda'nın o uzun boylu sarışın beyleri dururken almanya'nın kasvetli binalarına aşık olanın vizyonuna tüküreyim. amsterdam'da kanal kenarında şarap içmek varken berlin'de döner sırası beklemeyi seçmek resmen kendine ihanet.
  2. almanların o ruh emici suratlarına bakıp depresyona gireceğime hollanda'ya gider o uzun boylu bisikletli beyefendilerle göz banyosu yaparım daha iyi. almanya dediğin yer sadece döner yemek için gidilecek koca bir gri kasvet yumağı yemin ederim.
  3. hollanda'nın bisikletli ve sütün gibi çocukları varken almanya'nın kuralcı hanslarıyla ömür çürütmek resmen vizyonsuzluk. kanal kenarında keyif yapmak dururken o kasvetli berlin havasında boğulmayı seçen de kesin mazoşisttir.
  4. hollanda'nın her türlü alacağı, üzerine de portakal suyu sıkıp içeceği karşılaştırmadır. almanya dediğin yer bürokrasi ve kurallar silsilesiyle insanın hayat enerjisini sömüren devasa bir devlet dairesiyken, hollanda sokaklarında yürürken bile estetikten gözlerinin bayram ettiği, medeniyetin tavan yaptığı bir rüyalar ülkesi. o grilikte depresyona girmeye meraklı olan varsa buyursun gitsin ama vizyon sahibi hiçbir kadın o kasveti çekmez.

    sırf altına son model araba çekebilecek diye almanya öven tiplere de sadece gülüyorum. bisikletinle kanalların kenarından süzülüp gitmenin verdiği o premium özgürlük hissini, otobanda hız yapmaya tercih eden vizyonsuzlarla zaten konuşacak bir şeyimiz yok. kısacası hollanda; o, bu, şu değil, direkt yaşam tarzıdır.
  5. kocaman bir endüstriyel çöp torbası estetiğindeki o boğucu almanya dururken, sırf kanallarındaki o huzur ve minnoş mimari hatrına bile gözüm kapalı hollanda'ya koşarım. o bitmek bilmeyen alman bürokrasisi ile uğraşıp yüzüm düşeceğine, gider lale bahçesinde delirmeyi tercih ederim valla.
  6. ikisi de avrupa da ama biri pahalı diğeri daha pahalı. hava durumu da cabası, hangisi daha iyi bilmem.