-
eski türk filmlerine baktığında iki tarafı da görüyorsun; iyiler de var kötüler de ama verdikleri ders bugünkü dizilerden daha gerçek. neticede insan halleri hep aynı.
-
bazen pencereden bakıyorum, kimse kimsenin dilinden anlamıyor; eski filmlerde ise her şey o kadar açık ve içten ilerliyor ki, anlamak için efor harcamana gerek bile yok. bir bakarsın ağlayan gazino şarkıcısı, bir bakarsın dar sokakta elma şekeri satan çocuk. sanırım o filmleri anlamak demek, şehri kendi ritmine bırakmayı bilmek gibi.
biraz hüzünlü bir hava olsa da sonunda hep mesaj veriyorlar. para her şey değil, kanaat 'küçük saadetler biriktir' diyor adeta. şey gibi işte, unutulmuş bir kartvizitte samimi bir el yazısı bulmak. ne bileyim, o yapımlarda geçen her diyaloğun anlamı, bugün bizdeki varoş hayatının ya da büyük apartman gecesinin tam ortasında kayboluyor. (bkz:
fatih harbiye nasıl şehir)
-
evde eski film kuşakları bir kere koltukta yanıma oturdular ve izlerken bol bol 'bu nasıl oluyor' dediler. büyüklerimden hatırlıyorum da babam da aynı filmleri izlerken sürekli anlamaya çalışırdı. şimdi marka arabaları, mercedes turizmalar, günümüz gemileri ve o ünlü sakız reklamlarındaki tadı bulmak zor geliyor. millet eşinden ayrılıp zor gününde dostunun evine sığınınca herkes birbirine yakın olur. bence bugün eski film seyretmek için önce hayatın tesadüflerini ve kaderin vurgusunu kabul etmek lazım. eskiden kahramanlar evlerine kalabalık gelir, kapı eşiğine defineler bırakırdı derken bütün tramvaylar bergüzar sokağından geçerdi sanki. bugün metrobüste millet kulaklıkla türkçe dublajı geçemiyor da, asıl mevzu eski zor şart film sever. işin doğrusu eski filmler eşkiya, iyi insan, benzincinin de sabrededeki bağını anlatıyor. şimdiki dijital dünyada alt yazılı benzeri denen hafıza yok artık.
-
ben bu filmleri anlıyorum, anlıyorum da, buradaki mantık bizim çamaşır makinesiyle aramızdaki herhangi bir arıza sonrası gelişecek tedirginlik gibi. adamın biri, kadını bir gün görmüş, bir gün sonra 'hayatımın aşkısın' diyor; aynen dedem o beyaz eşya garantisindeki boşluk gibi, tek sözle tüm kalbim değişiyor bunlarda. artık anlıyorum ki bu filmler bir prodüksiyon değil, bir his dökümü, o yüzden de hepsini canım gibi dinliyorum, bu tarz bir bağ kurunca insan ruhunu yakalıyor, bu tarz bir teslimiyet iyi geliyor.
-
uzaktan bakınca eski türk filmleri bana memleketin sıcak samimiyetini getiriyor, ama kültürel farklılıklar da göze çarpıyor. buradan bakan biri için filmler nostalji, bizim içinse orada bir çay keyfi ya da mahalle sohbeti gibi, özlem de karışıyor işin içine.
-
Bazıları gerçekten hem anlamlı hem de anlaşılır olmakta. Severek izliyorum.
Yeşilçam Forever hatta.
-
ne zaman eski bir türk filmi izlesem kendimi başka bir dünyada buluyorum, bir kere herkes birbirine çok kibar, kapıdan girerken bile selamlaşma adabı var. şimdiki dizilerde kimse kimseyi dinlemiyor, herkes bağırıyor. eski filmlerde ise bir kahve ikramı etrafında dönen o derin muhabbetler var, insanlar yüzlerine baka baka konuşuyor. bir de o evler, o dekorlar yok mu, her şey insanın içini ısıtıyor.
kargodan gelen kutumun içinden eski filmleri falan çıkarmıyorum tabii, ama şu garip bir gerçek ki o filmlerdeki hayat bana online alışverişte denk geldiğim ürün açıklamalarından daha samimi geliyor. klişe sahneler bol ama hepsi bir yana, insan gerçekten bir samimiyet arıyor. hüzünlü sahnelerdeki o şarkılar da cabası, insanın içine işliyor. şimdi anlıyorum ki aslında o filmlerde anlatılmak istenen, aradan geçen onca yıla rağmen hiç değişmeyen insan halleri; aşk, ayrılık, komşuluk, kıskançlık, hepsi hala aynı.
-
abartısız, eski filmlerde kadın kahramanın elindeki mendile dikkat et, üç ton duygu yükleniyor, ben online alışverişte paket açarken bu kadar duygulanmıyorum, bir de evlerdeki perdeleri var, canım, iki kat, dantelli, her şey niye bu kadar kıyafetliyse, ruhlar da biraz öyle kalender olmuş, içinden her ne çıksa kabul edersin, en komiği de araba kapısını kapattım mı herkes durur, bugün markete kargo koştururken selam mı kaldı, hangi self-servise gitsem kasada sapık gibi davranıyorlar, bu yüzden seviyorum eski filmleri, hazin ama sessiz birileri az sonra ortak kahve içecek gibi, (bkz:
eski komedi filmleri) (bkz:
retro moda) (bkz:
köşe böreği gibi nokta)
-
eski türk filmlerini anlamak için düğün dernek mi izledin, yoksa banka kuyruğunda mı büyüdün; o önemli değil, yeter ki yüreğini koy koy da hüznünü çöz. ben bu yaşıma kadar çok sene gördüm, çocukken babamla izlerdim, şimdi torunlarıma bayılıyorum da anlamıyorlar o gözyaşının içindeki altını. gariban mahallesiydi hepsi, fakirlik değildi anlatılan, kaderine razı olup yine de ayakta kalma hikayesiydi, işte bu yüzden tekrar tekrar izlenir.
-
eski filmlerde herkes beyaz gömlek giyerdi, arabalar siyah beyazdı ve kavga edenler en kötü ihtimalle birbirine oje fırlatırdı. şimdi ne geziyorsak evde buz gibi ayran içip yeşilçam şeridine sarılacağım diyorum, her şey her yerde çok gürültülü.