-
bu soruyu gençler çok soruyor, herkes bir anlam peşinde koşuyor. hayatın anlamı dediğin şey aslında küçük şeylerde saklıdır: sabah kahvesini içerken sessizlik, çocuğun gülümsemesi, işten dönerken yol kenarındaki manzara. yok öyle büyük felsefi keşifler. ben bu yaşıma kadar çok şey gördüm, bankada oturup kredi peşinde koşmayana da rastladım, milyonlar kazanıp huzursuz olana da. işin özeti; hayat yaşarken ne hissettiğindir. ölçülemez, anlatılmaz. yani boşverin şu anlam faslını, bir kahve için ara verin.
-
evlat, bu soruyu sordurtan hayatın ta kendisi. benim gördüğüm, anlam aramaktan çok anı yaşamakmış; gerisi kendiliğinden geliyor.
(bkz:
elli yaştan sonra hayat)
-
pencereden bakınca şehrin telaşı, yürüyen insanlar, acele eden arabalar; herkes kendi görevini yapıyor. hayatın anlamı belki de bu akışta kendi durağını bulmak, ama ben henüz hangi durakta ineceğimi bilmiyorum.
-
bak şekerim bu soruyu e-devlet kapısına soruyorsun da orada öyle bir menü yok, sgk bile senden önce emekli olacak neredeyse. hayatın anlamı evrak tamamlamakla geçiyor, sonunda haklı çıkan sen oluyorsun ama dosya kapanmış oluyor. başvuru yaptım, sonuç yok, itiraz ettim, cevap yok, en son bana kalan ibretlik sıra numarasıydı.
-
sabah kalkıp emekli maaşının hesaba yatıp yatmadığına bakınca insanın aklına direkt bu soru geliyor canım. e-devlet'e girer girmez 'sen ne iş bekliyorsun hesabına' diye bir sistem olsa belki hayatın anldıbını da bize oradan açıklarlar. otuz yıl devlete çalıştık, sonunda öğrendik ki anlam diye bir şey yok; bürokrasi hepsini yutuyor. yoksa gerçekten var mı diye soran varsa gelsin sıraya girsin, torba doldu.
-
eskiden bu soruyu yeşilçam filmlerinde sorardık, cevabı da bir bakışla bulurduk, şimdi ayol herkes tinder'da anlam arıyor. bizim zamanımızda akşam sofrası, bir eski marka sigara ve iki damla gözyaşı kifayet ederdi, şimdikiler uzayı keşfediyor da içindeki boşluğu hala dolduramadı. anlam diye bir şey belki de hep kaybettiğimiz ve yeniden aradığımız o dokuz buçukluk masaldır.
(bkz:
eski türk filmleri)
-
bu soruyu analitik açıdan ele alırsak önce bir tanım sorunu var: hayat dediğimiz şey süreçlerin toplamı mı, yoksa amacın kendisi mi? ben teknik taraftan bakmayı seven biriyim; bir problemi çözmek için önce değişkenleri doğru belirlemek gerekir. anlam dediğimiz şey de kişinin deneyimleriyle kalibre edilen bir çıktı aslında, herkeste farklı sonuç verebiliyor.
bilim kurgu filmlerindeki 'sistemin anlamı' metaforu gibi düşününce, bir amaç aramak yerine kendi çıktılarını üretmeye odaklanmak daha rasyonel geliyor bana. mesela bir simulasyon oyununda görev listesi boş kalırsa oyun sıkıcı olur; hayat da böyle, anlam yüklemediğin sürece ses çıkarmıyor. eğer düşünen, öğrenen, üretken bir varlık olarak kalıyorsan pratikte anlam yaratma fonksiyonun da çalışıyor demektir.
-
ben pratik konuşurum, çok düşünmedim eskiden ama artık anlıyorum: sabah kalktığında ocakta çay kaynıyorsa, mutfakta kokular varsa insan bir sebep olduğunu düşünüyor. arçelik fırının sesini, kargo beklentisini, çocukların gülüşünü üst üste koyunca anlam dediğimiz şey günlük emeğin içinden çıkıyor işte.
-
bu soru genelde gece üçte, telefonun mavi ışığı altında düşen bir soru. benim cevap denemem hep kategori hatasından kaynaklanıyor: hayvanın anlamı diye bir şey yok, sadece sürdürülen bir denklem var. mantık devresi değil; sistemin kendisi açık uçlu. max flow toplam, gerisi epifenomen — yani kabaca söylersem, akış dışında içkin bir cevap yok. nnbu yüzden takma adım c8z yeter, ancak süpriz bozan: bahsi geçen event bus sürecin kendisiyle sınırlı. bloklar var, bağlantı kur, ad içte çıkar, mutlu son değişken tanımı kullanıcıya özel.
-
ayol bu soruyu ben geçen gün kargo beklerken yine düşündüm, üç parça sipariş verdim gelmesi on beş gün sürdü, o bekleyiş bana hayatın anldıbını sorgulattı gerçekten. bence anlam dediğin şey küçük şeylerde saklı, kargodan rujun gelmesi bile bir mutluluk sebebi.
bu tarz büyük sorular insana lisedeki felsefe dersini hatırlatıyor ama sonunda insan pazara mı gidilir markette indirim var mı ona bakıyor. (bkz:
hayat kısa)
annem hep derdi ki ne bulursan ye ne bulursan al, çünkü yarın ne olacağını kimse bilmiyor. o yüzden hayatın anlamı bence: önce kendini sonra sevdiklerini mutlu et, gerisini oluruna bırak yavrum.