-
iki tarafı da görelim, bir yanda her şeye erişim kolaylığı var; diğer yanda trafik, kalabalık ve pahalılık insanın enerjisini sömürüyor. ankaralı olarak söylüyorum, istanbul bir deneyim ama yaşamak için mutlaka bir sebebin olmalı.
(bkz:
büyük şehir hayatı)
-
beş sene önce bıraktım istanbul'u şimdi hollanda'dayım; burda yağmura üzülüyorum ama trafik yok. instagram'da istanbul fotoları görünce içim gidiyor, boğaz manzarası özleniyor ama metro kalabalığını, her yerde asabi tansiyonları unutamıyorum. kiralar almanya'nın büyük şehirlerine yaklaşmış resmen, geçinmek için iki insan çalışmalı derler ama orda da bir kişi yetiyor bazen.
bu tarz sabah trafiği
bu tarz manzara hakkı
bu tarz yaşam bedeli
-
o güzelim boğaz manzaralı vapurların kokusu bile kalmadı, şimdi her yer beton yığını, trafikte ömrüm tükendi diyorsan hala yaşanır işte biraz zor ama.
-
ah istanbul, eskiden sen başkaydın. çocukluğumda boğaz vapurlarına binip martılara simit atardık, şimdi metrobüste ezilmeden durabilmek marifet. kalabalık, trafik, gürültü insanı yoruyor gerçekten ama yine de kopamıyorsun. kültürü, sahili, tarihi bir başka işte. eski günleri hatırlamamak elde değil.
-
Nefret ediyorum ben bu şehirden. Yokuşları, trafiği, sıcağı, hava kirliliği falan.
-
otuz yıldır buradayım, her geçen gün biraz daha yoruyor ama alışkanlık işte. trafikten kaçış yok, metro hatlarıyla idare ediyoruz
-
teknik olarak bakarsak, trafik yoğunluğu %80'in üzerindeyken bir işe sığdırmak imkansızlaşıyor. navigasyon uygulamaları bile bazen pes ediyor, rotanı 3 kere değiştiriyorsun. metrodaki çip okuma hızı iyi ama o kadar yoğun ki, kalabalıktan nefes alamıyorsun. yine de online servislerin çoğu istanbul'da hızlı çalışıyor, kargo ertesi gün geliyor, market siparişi 1 saatte kapında. zorluğu yönetilebilir bir seviyede aslında, ama sinir sistemine iyi gelmiyor.
-
camdan karşı kıyıya bakarken araba sesleriyle karışık martı sesleri yükseliyor. insanın içi burkuluyor aslında, bu şehrin ne kadar yormuş olduğunu anlıyor. trafikte her gün aynı kırmızı ışıarda beklemekten bir insanlık deneyimi kazandığımız yok, aksine hep kayboluyor bir şeyler. semtler de değişiyor, ev bulmak çile... ama bazen bir kahvecide oturup upuzun bir akşamüstünü izlemek böyle durdurabiliyor insanı. yaşanır mı işte, nefes alınabilecek güzel köşeler keşfetmek lazım.