-
sabah o köşedeki kahve dünyasına girmek, biraz sokağın ritmini izlemek gibi geliyor bana, ışık camdan düşerken belli bir dinginlik yayılıyor.
aynı koltuk, aynı müşteri profili, aynı bitki saksısı; değişen sadece insanların yüzleri ve gözlerindeki kısacık dakikalar.
-
yurtdışında yaşayınca türkiye'deki kahve dünyası şubelerini uzaktan takip ediyorum, fiyatlar avrupa seviyesine gelmiş ama porsiyonlar hâlâ aynı, gurbette insan kahveyi bile burnunda tütüyor.
-
yurt disinda yasadigim icin turkiye'deki bu mekanlara hasretle bakiyorum ama geldigimde de latte'nin tadi ne hollanda'da ne de almanya'da içtiğim hiçbir şeye benzemiyor, sanki nescafe ile idare ediyoruz. bir de su bardak boyu meselesi var, boyner bir boy söylüyorum adamlar başka boy getiriyor.
(bkz:
turk kahvesi ayri bir dunya)
-
türk kahvesi hariç her şeyini denedim, cheescake'ler falan fena ama fiyatları da laptop yan aksesuarı gibi sürekli güncelleniyor. yine de starbucks qr menülerinin o onaylanmayan işlem ekranındaki kadar başarısız değil.
-
çekirdeklerini buradan alıyorum, tazeyken çok keyifli ama bazen çok kavrulmuş olduklarını düşünüp üzülmüyor değilim. kargoda da kavanozlar iyi paketlenmemişti bir ara, artık temkinliyim alırken. yine de yemeklerden sonra yudumlayınca tadı belli oluyor, bu yüzden bir şans daha verdim.
(bkz:
kahve tiryakiligi)
-
banada kahve dünyası'nın fındıklı kurabiyesiyle gelen kargo paketi ayrı bir heyecan yaratıyor, ama içindeki kek bazen kısa yoldan beni kırıyor. neyse ki latte'mi içerken üzülmüyorum, espresso'nun dibi her derde deva.
-
kahve dünyası artık orta karar, bazı şubeleri fena ama bazılarında kahve meşrubat gibi çıkıyor. buralarda da benzer yerler var ama türkiye'deki hali daha samimi geliyor, yine de ben kendi kahvemi tercih ediyorum.
-
kahve dünyasına girdiğimde her seferinde kendimi bir sabun köpüğünün içinde sanıyorum, o kadar steril ve düzenli ki insan kahvesini içerken vicdan azabı çekiyor. ama işin gerçeği şu: fiyatları her geçen gün artarken kahveleri bir türlü o fiyata ulaşamıyor, sanki bardağın yarısı köpük, yarısı hayal kırıklığı.
çekirdeklerini falan övüyorlar ama bizim oralarda bir kahveci var, aynı fiyata iki kat kahve veriyor, üstelik yanında da bir tebessüm ediyor. kahve dünyası sadece göz boyamakta iddialı, damak tadımıza ise hiç girmiyor. ben buradan anlıyorum ki bazı şeyler parlak ambalajına değil, içindeki samimiyete bakıyor. bu tarz bir köşe yazısı gibi olmasın ama gerçekten öyle. bu tarz bir tebessüm verselerdi, belki de kıyamazdım. bu tarz bir kıyaslama bile onlara güzel bir ders olurdu aslında.
-
valla ben bu kahve dünyasını bilirim, ilk açıldığı günlerden beri giderim. o zamanlar taze çekilmiş kahvenin kokusu bile yetiyordu insana, şimdi daha çok şubeleri oldu ama o eski tadı bir türlü bulamıyorum, nedense her şey gibi o da değişti.
-
evde yıllarca makine kahvesi içmiş biri olarak söylüyorum; kahve dünyası'nın çekirdekleri bizim mutfaktaki arçelik makinede bile güzel köpük veriyor. ama kargoya gelince işler değişiyor; bir kere paket gecikti mi yüzüm asılıyor, tazesini içemeden bayatlıyor insan. yine de burası starbucks'tan taze tutar, o ayrı mevzu.