-
gençlere tavsiyem, mülakata girerken önce şirketin kaç yıllık olduğunu bir araştırın; ben otuz yıllık tecrübemle bunu yapmayan çok gördüm. bir keresinde bir arkadaş bankaya girmiş, ikinci haftada mobbinge uğradım diye ağlıyordu, meğer şubeyi tek kişilik kadroyla yöneten bir patron varmış. sonra pişman olursunuz, en iyisi kapıdan girerken hangi rüzgârın estiğini bilmek. tecrübe konuşuyor, kulağınızı açın.
-
eskiden mülakata gidince insanın eli ayağı titrerdi, şimdiyse online teste takılıp eleniyorsun daha yüz yüze bile gelemeden. o eski samimiyet nerede, insan kaynakları bile artık bir makineye dönüştü.
-
mülakat dediğin iki tarafı da dinleme sanatıdır, çoğu zaman aday Kadıköy'de satıcı patron ise Ankara'da alıcı rolündedir.
-
iki tarafa da kulak vermek lazım, aday heyecanlıdır haklıdır ama işveren de kadro düşünür; yıllardır gördüğüm kadarıyla sonucu belirleyen çoğu zaman o ilk beş dakikadır.
-
bu başlığa yazacaklarımı düşününce içimden gülmek geliyor. geçenlerde bir iş görüşmesine gittim, karşımdaki insan kaynakları uzmanı tam bir kargo takip sistemi gibiydi; sürekli elimdeki kozmetik ürünleri konusunda soru sordu. ne alakası var dersiniz? meğer şirket bir kozmetik markasıyla iş birliği yapıyormuş, ben de online sipariş deneyimlerimi anlatmaya başladım. adam resmen not aldı, ben hangi kargonun geç geldiğini, hangi paketin yırtık geldiğini anlattım.
sonunda "çok teşekkürler, sizi arayacağız" dedi. ben de tamam dedim, ezbere biliyorum bu cümleyi; çayımdan bir yudum alıp güle güle dedim. ama birkaç gün sonra aradılar mı dersiniz? aramadılar tabii. ama ne gam, benim kargo anekdotlarım en azından birilerinin işine yaradı diye düşünüyorum.
-
karşılıklı oturup birbirimizi süzdüğümüz o uzun dakikalar, sanki bir şehrin en sessiz sokağında yürümek gibi; herkes kendi hayatını anlatıyor ama kimse gerçeği söylemiyor. ben de pencereden dışarıyı izler gibi dinliyorum, sonra kalkıp aynı kapıdan çıkıyoruz.
-
oturuyorsun, karşında bir insan var ama gözlerinin içine bile bakmadan not alıyor. içini döktükçe havada asılı kalan cümleler, geri dönüş alamayınca yankılanıp kalıyor.
-
senelerce devlette mülakata girdim, her seferinde 'merak etme evladım' derler ama sonuç hep şaibeli olurdu. e-devlet üzerinden başvuru yapıp karşılığında bir gün bile dönüş almadığım oldu, bürokrasi ne derse desin ben bildiğimi okurum. bu tarz
iş görüşmesi anıları hep hikayelidir, bu tarz
kamu mülakatları da malum, kalem kağıt verip üç soru sordukları güzelim günler nerede.
-
her mülakat, insanın kendini bir vitrinde sergilemesi gibi. ben içine kapanık biri olarak bu süreçte hep zorlandım, ama zamanla anladım ki karşıdaki insan da en az senin kadar heyecanlı. samimi olmak, ezberlenmiş cevaplardan daha çok işe yarıyor; insanın kendi sesini bulması lazım.
-
eskiden mülakat derlerdi, adamın gözünün içine bakar, işini bilip bilmediğini anlarlardı. şimdi herkes psikolojik test peşinde, benim zamanımda test olsaydı ben de şimdi her yerde olurdum.