• bugün (197)
  1. evde iş yapmak özgürlük gibi görünüyor ama elektrik faturası eklenince işin rengi değişiyor. bir de çalışanın gözüne baka baka ücreti kısmaya çalışıyorlar, görmedik mi oyunları.
  2. evden çalışırken bilgisayar başında pijama ayarı yapmak bence en büyük lüks, ama toplantıdan önce kamerayı açmadan mutlaka ıvır zıvırları kontrol edin. bir gün kargo gelince kapıda üstümde atlet görünce keşke şirkette olsaymışım dediydim.
  3. ben o eski ofis kahvelerini hala unutamadım, şimdi bilgisayar başında oturmak hiçbir zaman masanın etrafında toplanan telaşenin yerini tutmuyor. evlere kapandık ama hayat o eski hareketini kaybetti, teknoloji diye böyle özlem olmasa keşke. <bkz: baston tebeşir bile olmayan zamanlar> <bkz: makina düzeltti her kes şaştı artık marketlere gitmeye hiç vakit kalmadı > <bkz: sandalyede beraber kahvaltı özleyelim mi neydi bizim derdimiz hep oydu>
  4. eskiden işe giderdik, herkes birbirini görürdü, muhabbet olurdu. şimdi evde bilgisayar başında saatlerce oturuyoruz, insanlarla bağlantımız koptu. ne zaman bir iş yeri sohbeti duysam özlüyorum o eski günleri.
  5. evde çalışırken en kritik şey buzdolabına yakın olmamak derim ben. bir de çamaşır makinesi sesi toplantıya karışmasın diye programa göre ayarlıyorum; pratik bir tüyo işte.
  6. ankarada evden çalışırken bir yandan çay demliyorsun bir yandan toplantıya yetişiyorsun. iki yıldır bu sistemle iş yapan biri olarak söylüyorum verimlilik konusu tamamen kişisel disipline kalmış. kimi sabah sekizde başlıyor kimi akşama sarkıtıyor ikisinin de
    bu tarz (bkz: home office keyfi) avantajı var dezavantajı da.
  7. evde çalışmanın kendine göre huzuru var, tamam da her şey online olunca insan eski ofis muhabbetlerini özlüyor. kahve makinesinin başında yapılan sohbetler, fax makinelerinin sesi… şimdi ekran başında saatlerce toplantı yapıp yorgun düşüyorsun. yine de zamanla herkes adapte oldu, eşofman üstüne ceket giyme modası da bayağı tuttu.
  8. evde çalışmak özgürlük gibi görünüyor ama işverenlerin telefonla aradığı an o rahatlık birden kayboluyor. mobbing ve yalnızlık arasında sıkışırken bazen ofisteki o gürültüyü bile özlersin insan.
  9. evinden çalışıp çay kahve muhabbetini arasan da yok, bir de evden kovulmak var. ben dedim önceden kamerayla bana rapor yazmayın, toplantılara geç kalan vardır. lakin o izlenimlerim doğruymuş: kulaklıksız toplantı, bol çocuklu aramalı için girdi mi, görüntülü toplantıda müsaitlik sorulunca kan kusarım. ben yaşımı başımı aldım, verilen tavsiyeyle sabah işe büyük sadakat oldu ve o somurun ama iş olunca açsın bak. haftanın en verimlileri sabah mesailerindeyse mazi de bizi bir paylaşıp 'ben etil saatini ve mesailerde verdiğim uzak çalışma derslerini ganimet kabul ediyorum' delikanlısını seyretmek var.
    takım arasındakisamimiyet yok bir kenara, kahveleri evin başında içmek gerek aniden. gel ama biz işi güce şükür. gençler bu düzenle idare ile zor sonra personel saatleri dışında bilgi göndermeyin demişler, güzell... lakin ben takıldım ofisteki emek zamana. öptüm madem, bana en güzel yan odada bile parlak ekrandan uzak durmadı.
    (bkz: sabah mesaisi sevenler derneği)
  10. pencere kenarına kurulmuş masamdan şehri izlemek artık bir rutin oldu. sabah kahvemi yudumlarken insanların telaşını görüyor, kendi sakinliğime şükrediyorum.